17 result(s) in 2 page(s)
Previous Page
-
1 /
2 -
Next Page
27/05/2007, Sunday - 18:23
Didem, Doruk ve Koray ile beraber çıktığımız Artvin yolculuğundan 8 gün sonra döndük. Çok enteresan şeyler yaşadık, harika insanlarla tanıştık, sohbet ettik. Hiç hesapta yokken planlanan bu yolculuk Amerika'ya gitmeden önce hiç beklemediğim bir sürpriz idi kesinlikle. Yolculuğun bir yerinde Koray'la Anadolu'nun bir insan ömrü boyunca dolaşmak ve anlamak için çok büyük ve zengin olduğunu bir kez daha tasdik ettiğimizi konuştuğumuzu hatırlıyorum..
Böyle bir tatil tek başına da çok keyifli olabilirdi, fakat bize bu yolculuğun en anlamlı anlarını yaşatan Borçka Ticaret Meslek Lisesi ve Borçka Anadolu Meslek Lisesi'nin ilerici öğretmenlerine, okul müdürü Aslan Atan hocamıza ve Borçka Kaymakamı Hüseyin Gökdemir'e gönülden teşekkür ederim. Seminer salonunu dolduran öğrencilerin yoğun ilgisi ve sıcakkanlılıkları bizi o kadar şaşırttı ki her birimiz daha evvel onlarca seminerde konuşmuş insanlar olarak "heyecanlandık" ve neredeyse "konuşamadık". Borçka'nın derelerini tepelerini aşıp gelen ve salonu dolduran -tahminimce- 400'den fazla öğrencinin bir tanesine dahi özgür yazılımı, Pardus'u ve neden önemli olduklarını anlatmayı başarabildiysek gönül rahatlığı ile onca yola değdi diyebilirim. Daha önce de söylemiştim, tekrar ediyorum: liselere daha fazla ehemmiyet göstermek gerekli (Necdet Yücel ve çalışma arkadaşlarının projesi çok önemli bir boşluğu doldurarak materyal eksiğinin tamamlanmasında rol oynayacak diye umuyorum). Mümkün olsa tüm liselere tek tek gitmek gerekli. Öte yandan liselerde görev yapan genç ve dinamik bir öğretmen kadrosu ile açık fikirli yöneticilerin nelere vesile olabileceğini gördükten sonra "darısı her lisenin başına" diyorum.

Borçka semineri vesilesiyle çıktığımızı seyahat boyunca Ankara - Kırıkkale - Çorum - Tokat - Ordu - Giresun - Trabzon - Rize - Artvin - Erzurum - Erzincan - Sivas - Yozgat - Kırıkkale - Ankara patikasından geçtik. Tokat'ta -ayıptır söylemesi- Tokat Kebabı, Erzurum'da Cağ Kebabı, Artvin'de Kuymak, Barhal'da Civil ve Siron yedik. Hopa'ya kadar gelmişken Gürcistan sınırına gidip "biz içeriden anlayamadık, bir de dışarıdan bakalım bakalım" dedik, Artvin'in doğasını katleden utanç abidesi barajlar silsilesinin ilk adımı olan Borçka Barajına taş attık, Trabzon'da Serbülent Ünsal'ı yanımıza katıp Sümela Manastırı'na gittik, Tortum şelalesinin buharında ıslandık. Sarı Ahmet Oğlu Bekir Dede ile sohbet ettik. Keşke tek tek anlatmak mümkün olsa.. Yolculuk boyunca benim objektifime takılanların bir kısmını -ruhumun kalan kırıntılarını da Google'a satıp- buraya koydum (Koray'ın çektiği Lomo'ları ise ayrıca görmelisiniz).
Çok şey yaşandı bu yolculukta, fakat benim açımdan en güzel tarafı 10 yıl sonra nüfus cüzdanımda yazan adrese, Artvin ilinin Yusufeli ilçesinin Barhal (Altıparmak) köyüne gitmiş olmak ve doğal güzellikleri ile bir günlüğüne de olsa özlem giderip üstüne üstlük Koray, Didem ve Doruk'a gösterme şansı yakalamış olmamdı. Bizi -kendilerini ne kadar özlediğimi ancak görünce anladığım- Ahmet Pehlivan ve Mustafa Pehlivan, Maçkatlar'daki Marsis Pansiyon'da misafir ettiler, sağ olsunlar.
Yolculuk boyunca gördüklerim ve duyduklarım neticesinde yüreğimi parçalayan bir konu olan baraj projeleri ile ilgili bir yazıyı da Moleschino'ya yazacağım. Şimdi ise rüyadan uyanma ve realiteye konsantre olmaya çalışma zamanı...
Tags:
seminer
şehirler arası
ben meren bey nasılım
pardus
süper olay
fotoğraf
etkinlik
eş dost ekip kümesi
12/05/2007, Saturday - 20:17
Önceki günlük girdimde de bahsettiğim gibi sevgili Faik Uygur ile beraber Ege Üniversitesi'ndeki I. BÖTE Kurultayı'nda bir Pardus semineri verdik. Bir çok üniversiteden gelen BÖTE öğrencileri ve öğretim üyeleri ile sohbet etme ve fikir alışverişinde bulunma imkanı yakaladık.
BÖTE'ler Türkiye'nin bilişim geleceğinin kaderini etkileyecek bir öneme sahip olan insanları yetiştiren bölümlermiş de haberim yokmuş. Kendileri de doğru şekilde tanınmadıklarından muzdariptiler. Ben bile bu işlerin nispeten içinde bir insan olarak BÖTE'lerin ilk ve orta öğretim için "bilgisayar öğretmeni" yetiştiren bölümler olduğunu düşünüyordum. Cahilliğime doymayayım.
BÖTE'nin açılımı "Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi" (="Computer Education and Instructional Technologies"). İdeal dünyada bir BÖTE mezununun vazifesi görev aldığı ilk veya orta öğretim kurumundaki derslerin bilgisayar desteği ile nasıl daha etkin bir şekilde verilebileceğini araştırmak ve planlamak olması gerektiğini anladım konuşulanlardan (bir analoji ile zenginleştirmek gerekirse, bir FRP partisindeki Bard gibi düşünebilirsiniz kendilerini). Örneğin Anadolu Üniversitesi'nin BÖTE Bölümünün araştırma konuları bu konuda daha net bir fikir verecektir:
- Bilgisayar destekli eğitim,
- Bilgisayar destekli yabancı dil eğitimi,
- Eğitim ve okul sistemlerinde bilgisayar kullanımı,
- Internet ile öğretim,
- Eğitim yazılımları,
- İstatistik.
Bu şekilde incelendiğinde BÖTE bölümlerinin mezunları gittikleri okullardaki öğrencilerin ve öğretmenlerin bilgisayarla doğru bir şekilde tanışmalarını sağlayan, bilgisayardan nasıl faydalanabileceklerini gösteren bilge kişiler pozisyonundalar. Katıldığım oturumlarda edindiğim izlenime göre Milli Eğitim Bakanlığı ve Okullardaki anlayış ve beklenti bundan bir miktar farklı; yine katıldığım oturumlarda edindiğim izlenime göre BÖTE'ler hali hazırda, mezunlarının sadece birer "bilgisayar öğretmeni" olmadıklarını anlatma savaşını veriyor ve vazifelerinin doğru şekilde anlaşılması için çabalıyorlar. Bu savaş bizim katkıda bulunabileceğimiz bir şey değil. Fakat bunun dışında, bizim de yapmamız gereken bir şey olduğunu düşünüyorum.
BÖTE'ler bulundukları konum itibarı ile özgür yazılım ve faydalarının ilk ve orta öğretim kurumlarında eğitim gören genç dimağlara ulaşmaları noktasında kilit bir rol oynayabilirler. Fakat gördüğümüz kadarı ile bırakın gittikleri yerde bahsetmeyi ve kullanmayı, şu anda tabi oldukları eğitim sistemi dolayısıyla kendilerinin tanışmaları dahi olsa olsa rastlantı olarak nitelendirilebilir.
Biz de bu noktada Ege Üniversitesi'nde bir kaç ilerici öğrencinin atılımı ile gerçekleştirilen BÖTE Kurultayı'na özgür yazılımı, Linux'u anlatmaya, önemlerini vurgulamaya, kendilerini Pardus'tan haberdar etmeye ve Pardus'tan neler bekleyebileceklerini öğrenmeye gittik. Temelde amacımız "elimizde bunlar var, sizin neye ihtiyacınız var?" sorusunu sormak, karşılıklı fikir alışverişinde bulunmaktı. Öncesinde Faik'le beraber aşağıdaki sunumu hazırlamıştık (hatta daha sonrasında bu alışılmadık sunum tekniği ile ilgili olumlu eleştiriler aldık):

Faik sunumun bir bölümünde Kdeedu paketi içerisinde gelen uygulamaların bazılarını tanıttı. Bu uygulamaların verimli görünüp görünmediğini öğrenmek istedik. Gelen tepkiler fena değildi, Türkçe ve Türkiye ile ilgili eksiklerinin kapatılması halinde kullanışlı göründüklerini söylediler. Belki bu konuda BÖTE öğrencilerinin de katılarak destek ve önerileri ile yönlendirecekleri bir "yerelleştirme/uyarlama projesi" başlatmak ve bunu duyurmak, daha sonrasında çalışma sonuçlarını tüm BÖTE bölümlerinde tanıtmak gerçekten gerekli.
Öte yandan BÖTE öğrencilerinin bir diğer isteği de işlerinin bir kısmını oluşturan "eğitim yazılımı geliştirme" ortamını tanıtan materyaller. Örneğin görsel, interaktif eğitim uygulamalarının açık sistemler üzerinde nasıl oluşturulabileceğine dair bir NASIL belgesi (HOWTO), onların takip edip öğrenerek kendi işlerini Linux üzerinde de görebilmelerini sağlayacaktır. Bu NASIL belgesi içerisine web sayfası hazırlamak için gerekenler de, görsel programlama dilleri ve geliştirme ortamlarının tanıtılması da giriyor.
Bir süre aklımızın bir köşesini bu konularda neler yapılabileceğini düşünmek için kullansak harika olur. İlk proje (yerelleştirme/uyarlama) için de ikinci proje (yazılım geliştirme ortamı ve araçlarının tanıtımı/anlatımı) için de sonuçlarını hemen hayata geçirip önlerine koyabileceğimiz, yol haritası bizim kontrolümüzde olan bir işletim sistemi ortamının elimizin altında olması da çok büyük bir avantaj bence.
BÖTE'leri özgür yazılım ile tanıştırmak, onları bu sistemler üzerinde etkin üretim yapan ve bu sistemleri kullanan insanlar haline getirmek Türkiye'ye, sonuçlarını hemen göremeyeceğimiz bir avantaj sağlayacak diye düşünüyorum. Kimse, BÖTE öğrencileri de, bu bölümlerin öğretim üyeleri de özgür yazılım ve Linux'un felsefi temellerinin gücüne ve kullanılmalarının gerekliliğine muhalefet etmiyor; herkes "keşke kullanabilsek" diyor. Onlara yardımcı olmaya çalışmak, sorunlarını çözmek için uğraşmak bu ülkedeki özgür yazılım bilişimcilerinin ve savunucularının görevlerinden birisi bana kalırsa. İnanıyorum ki eğer organize olup başlayabilirsek, bu çalışmalar hep bahsettiğimiz özgür yazılım ve Linux kullanımının önündeki "kırılamayan alışkanlıklar" problemini bertaraf etmiş olmak gibi bir sonucu bir kaç yıllık süreçte beraberinde getirebilir.
Tags:
seminer
pardus
etkinlik
bu senin kendi düşüncen hocam
geliştiriciler için
bunarı biliyor muyuz
makale tandansı
08/05/2007, Tuesday - 22:23
Pardus geliştiricileri olarak üçüncü IRC toplantımızı Şenlik dolayısıyla hatırı sayılır bir geliştirici kitlesinin Ankara'da olacağından hareketle ODTÜ kampüsünde faaliyet gösteren Çatı Kafe dolaylarındaki bir ağacın gölgesine denk gelen çimenlerin üzerinde gerçekleştirdik. Toplantıda tartışılan konular ve alınan kararlar, gelişmeleri takip eden ve olacakları merak edenler için burada yer alıyor.
Toplantı esnasında Ekin'e güncellemelerin takibi ve depolara ilişkin duyuruların hazırlanması işini kolaylaştırmak için destek olabilecek bir gönüllüye ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. "Ben bu işi kıvırırım" diyenlerin bu konuda desteğini bekliyoruz.
Oğuz Yarımtepe bu günlerde http://paketler.pardus.org.tr adresinde çalışacak ve depolar ile ilgili istatistikleri tutacak, django çatısını kullanan bir web uygulaması üzerinde çalışıyor. Hazır olduğunda kolaylıkla "şu tarihten bu güne depoya eklenmiş paketleri göster", "şu tarihten bu güne değin depoda güncellenmiş paketleri -güncelleme tipine göre- göster" benzeri sorguları da iki tıklama uzaklıkta olabilecek muhtemelen. Dolayısıyla gönüllü olacak ve bu işin sorumluluğunu alacak kişi yüksek olasılıkla bir süre sonra takip etme konusunda epey rahatlayacak.
BÖTE Kurultayı:
Bu arada 10 Mayıs'ta Faik ile beraber, bu yıl ilki Ege Üniversitesi'nde düzenlenen ve açılış konuşmasını Mustafa Akgül hocanın yaptığı BÖTE Kurultayı'nda 2 saatlik bir konuşma yapacağız. Etkinlik ile ilgili bilgi kendi web sayfasında ayrıntıları ile verilmiş (emeği geçenlerin ellerine sağlık). Sayıları 1000'e yaklaşan BÖTE öğrencisi arkadaşımız ile buluşacağımız için biraz heyecanlıyız. Kendilerini özgür yazılımlar ve Pardus ile tanıştırmayı, özgür yazılımların onların işlerini yapmalarını nasıl kolaylaştırabileceğini karşılıklı konuşmayı düşünüyoruz. Umarım verimli geçer. Fikir alışverişimizin sonuçları muhtemelen buradan paylaşacağım.
Faik ile beraber biraz radikal bir sunum tekniği üzerinde uzlaştık. Hayat kurtarıcı, gönüllerimize sarsılmaz bir taht kurmuş müthiş uygulama FreeMind'ı, doğrudan sunumu gerçekleştirmek için kullanacağız.

Eğer bu yolla aklımızdakileri aktarmakta gerçekten umduğumuz kadar başarılı olursak bundan sonra ne OpenOffice.org'un ne de Beamer'ın yüzüne bakarım sunum hazırlamak için.
Tags:
seminer
pardus
haber
süper olay
geliştiriciler için
24/04/2007, Tuesday - 22:46
Yarın Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi'nde saat 13:30'da başlayan iki adet Pardus semineri var. Belki gelmek isteyebileceklere haber vermek istersiniz diye hatırlatayım dedim.
Bu arada ilgisiz bir konu, NASA'nın ikiz Solar Terrestrial Relations Observatory (STEREO) isimli uzay araçları Güneş'in ilk üç boyutlu görüntülerini bilim insanlarına sağlamış. NASA'daki arkadaşlar 3D imajları görünce eminim sevinçten çıldırmışlardır, fakat ben iki boyutlulardan daha çok etkilendim ("o kadar masrafa gerek yokmuş, bence 2D imajlar da çok güzel" diye e-posta attım kendilerine, yanıt bekliyorum). "Bir bakayım" diyenler buyursunlar: http://www.nasa.gov/mission_pages/stereo/news/stereo3D_press.html.
Tags:
seminer
pardus
haber
01/04/2007, Sunday - 18:22
Burdur'un Bucak'ında düzenlenen "Bucak Bilişim Günleri 2007" etkinliği sona erdi. Linux Kullanıcıları Derneği'nin yakın tarihli diğer seminerleri ile ilgili bilgi burada. Diğer taraftan Pardus ile ilgili önümüzde şu seminerler var, ilgilenenlerin dikkatine:
- 6 Nisan 2007 // Ege Üniversitesi,
"Pardus Projesi",
"Nasıl Pardus Geliştiricisi Olunur" (A. Murat Eren)
- 13 Nisan 2007 // Karaman Meslek Yüksekokulu
"Pardus Nedir?" (İsmail Dönmez)
- 17 Nisan 2007 // Tuzla Anadolu Teknik Lisesi
"Pardus Projesi" (Görkem Çetin)
- 25 Nisan 2007 // Dokuz Eylül Üniversitesi
"Pardus Projesi",
"Nasıl Pardus Geliştiricisi Olunur" (A. Murat Eren)
Bucak'a dönecek olursak, söze "inanılmaz bir kalabalık vardı" diyerek başlamak istiyorum sayın seyirciler. Seminerleri organize eden Hikmet Tolunay Meslek Yüksek Okulu 600 adet katılım belgesi hazırlamıştı. Salona girmeden önce dışarda gördüğüm kalabalığın üstüne bir de içerde bekleyen insanlar eklenince ilk seminer olan "Linux Nedir" seminerini 600'ün üstünde insan dinledi.
Her seminerde olduğu gibi bu seminerde de "ne arıyorum ben burada, bu adam kim ve ne anlatıyor" modunda etrafa bakan ve kuvvetli bir 'gönülsüzlük'/'emrivaki gelmişlik' elektriği yayan bir kitle vardı elbette. Onlara ulaşmak pek mümkün olmadı.
"Linux Nedir" seminerinin bitiminin ardından "öğleden sonraki seminere kadar ne yapacağız" diye düşünmeye hazırlanıyordum ki bu seminer organizasyonunun Bucak ayağındaki bir numaralı ismi Mehmet Süleyman Yıldırım beni tuttuğu gibi kendisinin de öğretmenlik yaptığı meslek lisesine götürdü. Bilgisayar bölümünde okuyan bir grup öğrenci ile lise yemekhanesinde ayaküstü bir sohbet düzenlenmiş oldu böylece.

Bu 45 dakikalık sohbet Bucak etkinliğinin benim açımdan en doyurucu ve keyifli kısmı idi açıkçası. Pardus'u bilen bir kaç genç için beklenmedik bir sürpriz oldu kesinlikle. Sorular sordular, elimden geldiğince yanıtlamaya çalıştım. Kabuklarını kırmaları ve çok daha hızlı yol almaları için ne yapmaları gerektiğini kendi deneyimlerimden yola çıkarak anlatmaya çalıştım v.s. Fena halde ilgi ile dinlediler. Hep üniversitelere yönelik seminer çalışmaları düzenliyoruz, fakat biraz da bu gençlerin "nasıl yapmalıyız, nereden başlamalıyız" sorularına cevap verebilecek seminerlere ağırlık vermek gerek belki de. Henüz bilmiyor olmayı bir gurur meselesi haline getirip yanlış yaptıkları şeyleri savunmaya çalışmayacak yaşta olan bu gençler çok daha "açıklar" üniversiteli abileri/ablalarına göre. Bunu göz önünde bulundurmak gerekli diye düşünüyorum artık. Evet, liseler için bir şeyler yapmalı.
Pardus Projesini anlatmak için Bucak MYO'ya döndüğümde ilk seminere nazaran çok daha az insan vardı salonda. Fakat ilk seminere göre çok daha fazla ilgi ile dinlediler. Seminer sonunda belki 15 soru soruldu. Hesapta daha büyük olması gereken etkinliklerde bile bu kadar soru sorulmazken Bucak'taki ilgi beklediğimin çok üzerinde idi. Umarım devamı gelir.
Bucak'ta iken aklıma Boran Pulhaoğlu ile Bilgi Üniversitesi etkinliğinde, Mustafa Akgül ile iki önceki Linux Şenliği'nde etkinliklere katılımın her sene düşüyor olmasına dair yakınmalarla dolu ayaküstü sohbetlerimiz geldi. Bu etkinlikler sinek avlarken Gölcük'te, Bucak'ta yüzlerce insanı salonlara sokan şeyin ne olduğunu merak ediyor insan tabi.
Şenlik yaklaşıyor bir yandan. Kafa kafaya verip katılımın düşük olmasının sebebinin ne olduğunu düşünen, katılımın artması için neler yapılabileceği hakkında fikirler oluşturmaya çalışan birileri vardır umuyorum. Yoksa yine biz bize bir şenlik/konferans yapmış olacak, birbirimize seminer verip duracağız.
Tags:
seminer
şehirler arası
06/03/2007, Tuesday - 13:00
Evet. Pardus 2007.1 "Felis chaus"'un sürüm adayı duyuruldu. Test gönüllüleri, lütfen indirin, test edin ve http://bugs.pardus.org.tr adresine bildireceğiniz hata raporlarınızla bizi kendimize getirin. Daha fazla kişinin test etmesi için bu haberi günlüklerinizden duyurun ya da duyurulmasına yardımcı olun.
İndirmek isteyenler aşağıdaki bağlantılardan faydalanabilirler:
- ftp://ftp.pardus.org.tr/pub/pardus/kurulan/2007.1-RC (Kurulan)
- ftp://ftp.pardus.org.tr/pub/pardus/calisan/2007.1-RC (Çalışan)
Muhtemelen ilerleyen günlerde 2007.1'in "Felis chaus"'unu Ali Işıngör'den, sürüm notlarını ise Ekin Meroğlu'ndan keyifle dinleyeceğiz. Siz de sürümün test edilmesine yardım edin, Pardus bir kez daha tadından yenmesin.
Son olarak Linux ve Özgür Yazılım Günleri'nden bir kare, Ekin Meroğlu "Pardus Projesi'nin Anatomisi" seminerinde:
Tags:
seminer
pardus sürüm
fotoğraf
etkinlik
02/03/2007, Friday - 01:02
Geçen hafta Eskişehir'de EMO tarafından düzenlenen Eskişehir Linux Günleri'nde idik Löker ile beraber. Sabahın köründe teşrif ettiğim Eskişehir'de beni İnanç Yıldırgan karşıladı; sağolsun üşenmedi, sabahın köründe beni tren garından aldı. Ufak bir Eskişehir turu yaptıktan sonra beraber leziz bir kahvaltı yapıp ardından da seminer alanına gittik.
Açıkçası programın netleşmesi ile ilgili sıkıntıların ardından kendimi düşük katılımlı ve vasat bir etkinliğe hazırlamıştım. Lakin Koray'ın seminerinin başlaması ile salon hatırı sayılır bir kalabalık ile doldu, sonrasında da dinleyici sayısı artmaya devam etti. Seminerler arasındaki çay, kahve ve özellikle öğle yemeği konusunda gösterilen hassasiyet neticesinde baştaki aksilikler yüzünden oluşan önyargımın pek yersiz olduğunu sevinerek gördüm. Dinleyicilere gösterilen ilgiden ötürü emeği geçenlere ve EMO'ya teşekkür etmek isterim bu vesile ile.
Bu günlük girdisinde anlatmak istediğim diğer şey ise sadece beni etkileyen, hayatın dinamiklerinde manâsız 'kısa devreler'e neden olup bendenizin yanlış yönde kuantum sıçramalar ile kendisini anlamsız pozisyonlarda bulmasına neden olan bir faktör: 'meren faktörü' (işi gücü olanlar bundan sonrasını okumazlarsa bir şey kaybetmeyeceklerini anladılar umarım).
Uzun zamandır varlığından şüphelendiğim bu mevzunun sonunda adının konmuş olmasından ziyadesiyle memnunum. Meren faktörü devreye girdiğinde tam olarak ne olduğunu tanımlamak pek kolay değil, olabilecek şeylerin her birisi kendi çapında bir brownian motion motivasyonu içinde olduğu için yanıtı aramanın aslında zaten anlamı da yok. Fakat bir fikriniz olması için size Eskişehir'e giderken başıma gelen ve yıllar boyunca yaşadığım tüm şeylerin ardından sonunda kafamda bazı şeylerin oturmasını sağlayan bir olayı anlatacağım.
İzmir'den Ankara'ya giden trene bindiğimde aklımdaki tek şey saat 06:30'da varacağımız Eskişehir Tren Garı'nı uyurken kaçıracağım ve Ankara'ya doğru devam edeceğimdi. Sonra saçma sapan bir yerde uyanacaktım, çok endişelenecektim, vaktinde Eskişehir'de olmak için otobüslerde sürünecektim, o halde seminere çıkacaktım, insanlar yanlarında getirdikleri domatesleri bana atacaklardı filan. Tren hareket ettikten bir iki saat sonra halâ bunları düşünüyor ve fena halde bastırmış olan uyku ile savaşmaya başlamış vaziyetteydim. Fakat uyumama çalışmalarımın başarısızlığa uğrayacağını hissetmeye başladığım bir an aklıma şu fikir geliverdi: Eğer hemen uyursam, uyanmam gereken saatte biraz daha uyanmaya yatkın bir uyku derinliğinde olabilir ve ineceğim yeri tutturabilme ihtimalimi arttırabilirdim! O an uyku ile barışıp kendimi onun kollarına bırakma fikri çok mantıklı geldiği için kendisi ile savaşmaktan vazgeçtim. Fakat uyuyamıyordum artık; çünkü benim uykum rakibi kaybedince son vuruşu yapmak yerine savaş alanını artist artist terk eden salaklardandı. Eh, demokrasilerde çareler tükenmezdi, yolun kalan kısmında da kendimi Eskişehir'i kaçırdıktan sonra geri dönmeye çalışırken hayal etmekle geçirebilirdim ve her şey yolunda gidebilirdi. Bunu *neredeyse* başardım da aslında.
Yukardaki satırlardan makul bir süre sonra, yerimden 40 santim zıplayarak uyandığımda tren duruyordu. Ne ne zamandır uyuduğumu ne de trenin ne kadardır durduğunu bilmiyordum. Uykulu gözlerle etrafımdakilere baktım, inecekler inmiş, devam edecekler ise binmiş yerlerine oturmaya çalışıyorlardı. Muhtemelen tren hareket etmek üzereydi. O kadar uykulu bir kişinin göstermesini beklemenin yanlış olacağı bir çeviklikle yerimden fırladım. 5 saniye içerisinde kazağımı, montumu, dergilerimi ve çantamı kucaklamış, 140 kiloluk birisinin hacmine ulaşmış vaziyette vagonun sonundaki çıkış kapısına doğru koşmaya başlamıştım. İnsanlar yol versinler diye ittiriyor, "müsade eder misiniz" filan diyor, bir yandan da çileden çıkıyordum. Sanki herkes benim inmemi engelleyerek, gösterdiğim "son anda uyanma" ve "Eskişehir'i kaçırmama" başarısını gölgelemeye çalışıyordu. Tam o sırada içimden tamamen neanderthal bir güdü ile bir daha görmeyeceğim bu insanlara karşı nezaketimi de kaybettiğimi hissettim, artık resmen doğru atılmış bir bowling topunun kararlılığı ve çaresiz labutlar seviyesine inmişti muhattabiyetimiz. Sonunda kendimi zar zor trenden attım. Tüm elimdekileri oradaki bankın üzerine koyup yavaş yavaş giyinmeye başladım. O sırada vagonun camından bana bakan yüzler içerde kaybettiğim nezaketi çabuk bulmamı temenni eder bakışlarla beni süzerlerken ben de başarımın sarhoşluğuyla kendilerine II. Elizabeth bakışları ile tek tek karşılık veriyordum. Her şey süperdi. Giyinme ve toparlanma işlerini bitirmiştim. Gitmeye hazırdım. Bana kötü kötü bakan teyzeler ve amcalardan ebediyen kurtulmak ve tekrar nazik bir insan olmak üzereydim. Soğuğun da etkisi ile yavaş yavaş uyanmaya başlamıştım. Saatimi kontrol ettim. İnanç'ın garda olmasına bir saat filan vardı. Yoksa biraz erken mi gelmiştik neydi.
Tren yavaş yavaş hareket ederken garın uzaktaki duvarına baktım ve hiç hoşuma gitmeyen bir fikir ile irkildim, aynen şöye yazıyordu: KÜTAHYA. "Ne Kütahyası ulan! Eskişehir, Eskişehir!" diye bağırmamla trenin arkasından koşup kendimi güç bela halâ açık olan kapıdan içeriye denk getirmem bir oldu. 20 dakika kadar vagonların arasındaki boşlukta düşündükten sonra inmeye çalışırken çil yavrusu gibi dağıttığım insanların içinde olduğu vagona girip yerime geri oturmaktan başka çarem olmadığını üzülerek fark ettim. Başımı önüme eğerek koltuğuma gittim, yerime oturdum, montumu çıkartıp kafamın üstüne koyup bu koltuktan son kalktığım andan bu ana kadar geçen sürede "aslında ne olduğunu" düşünmeye başladım. Sonunda buldum.

Aslında doğru yerde ve doğru zamanda uyanmıştım. Fakat tam o anda devreye giren meren faktörü zamanı ve dolayısıyla uzayı bükmüş ve beni Kütahya garına geri götürmüştü. İnanılmazdı. Eskişehir'de olmama rağmen aslında Kütahya'daydım. Önce seminerde bundan bahsetmeyi düşünüyordum. Fakat sonra vazgeçtim. Yapacak bir şey yoktu.
Şu anda bu saçmalık katalizörü ile yaşamam gerekiyorsa, bilim bir çare bulana kadar idare edebilirim sanırım diye düşünüyorum. Her neyse. Bunu yazan ben değilim. Bunu okuyan da siz değilsiniz. Zaten bu günlük girdisinde de aslında Ankara'da Doruk, Didem, Barış Özyurt, Çağlar ve Löker ile yediğimiz o muazzam yemekten bahsettim (yerseniz efendim).
Tags:
seminer
şehirler arası
ben meren bey nasılım
fotoğraf
meren faktörü
02/05/2006, Tuesday - 17:15
Gerçekten hoşbulduk!
Bu gün yukarda afişini gördüğünüz etkinlik kapsamında bir Pardus sunumu yapmak üzere Erkan Tekman ve Barış ile beraber Gölcük'te idik. Öncelikle bu harika etkinlik için başta TÜBİDER Kocaeli Şube yönetim Kurulu başkanı Fikret Bulat ve Sistem Bilgisayar Genel Müdürü Yusuf Koçak olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür etmek istiyorum.
Etkinlikte Gölcük Belediye Başkanı, askeri erkan, emniyet müdürlüğü personeli, öğretmenler, öğrenciler, bilgisayar sektörü insanları ve hatta Barış'la hazırladığımız sunum içerisindeki bir resimden dolayı duyduğu rahatsızlığı ayağa kalkıp dile getiren ilçe müftüsü bile vardı. Bu günün kısa bir özeti ve bize gösterdikleri ile ilgili blog entry'miz şu andan itibaren başlamıştır:
Fikret Bulat ile buluşup etkinlik alanına gittikten sonraki ilk işimiz Kongre ve Sergi Sarayı'nın ortasına konulmuş olan 8 adet bilgisayara hızlıca Pardus kurmak oldu. 700Mhz ve 128Mb bellek sahibi makineler, biz işe başladıktan 30 dakika sonra Pardus koşturmaya başlamışlardı bile.
Sonrasında seminer saatini beklemeye koyulduk ve salon yavaş yavaş dolmaya başladı. Salon hiç yer kalmayana kadar dolmakla kalmadı, bir çok öğrencinin ayakta kalmasına da neden olacak bir doluluğa ulaştı. Şu fotoğraf seminerin başlamasına 10-15 dakika kala çekildi (sonra bir daha çekmeye fırsatım olmadı):
Bu gün ne Linux Kullanıcıları Derneği şenliklerinde, ne Bilgi'nin etkinliklerinde, ne de herhangi bir üniversitede "bir seferde" yakalayamadığımız bir kalabalığa konuştuk: 400'e yaklaşan seyirci sayısı ile Gölcük bizi çok etkiledi, şaşırttı ve sevindirdi (bu yoğunluktan nasibini Linux Kullanıcıları Derneği etkinlikleri de Bilgi'nin etkinlikleri de alır, yoğunluktan yeni etkinliklere gerek bile duyulur umarım). Gölcük'te hep sorduğumuz standart sorularımıza gelen yanıtlar da hayli etkileyici idi, örneğin salonun neredeyse beşte biri daha önce Linux'u duymuş, dörtte biri de Pardus'tan haberdardı, hiç azımsanmayacak bir katılımcı da daha önce Pardus kurup denemişti.
Bu gün Fikret Bulat "Ekonomik Kurtuluş Mücadelesi'ni bu gün, Gölcük'te başlatıyoruz" dedi konuşmasının bir yerinde. Kendi kendine ve ismen ya da simâ olarak tanıdığımız açık kaynak kodlu camianın neredeyse tamamen dışında bir grup tarafından organize edilmiş olan bu etkinliğin profesyonelliği ve katılımın yüksekliği Pardus'un özgür yazılım kültürünü insanlara nasıl büyük bir hızla tanıttığının bir göstergesi. Bizlerin yıllardır değişik yöntemlerle yapmaya çalıştığımız şey şu anda kendi kendine büyüyor, kendi kendini tanıtıyor. Bunun, Türkiye'de özgür yazılımların yaygınlaşmasını hedeflemiş olan ve bunun için çalışan her tür oluşumun menfaatine olduğunu düşünüyor ve tüm özgür yazılım savunucuları adına çok seviniyorum. En başından beri hedeflediğimiz şey özgür yazılım kullanımının Türkiye'de yaygınlaşması değil miydi? Artık sevinebilirsiniz, çünkü şu anda bir yerlerde kendi kendine yaygınlaşıyor. Orta vadede Pardus'un, üzerinde yükseldiği değerlere olan borcunu ödemeye başlayacağına hep beraber tanık olacağımıza inanıyorum; Pardus'un yaygınlaşması ile ilgili herkesin farklı bir motivasyonu da olsa, nihayetinde kazanan özgür yazılım ve Türkiye olacak.
Proje şu anda çok hareketli. Aramıza her gün yeni geliştiriciler katılıyor, her gün Pardus Gönüllüsü Programı'na yeni insanlar başvuruyor, uzun zamandır hayata geçirme planları yaptığımız çizgi üstü projeler ayaklanıyor. Bizden bağımsız şekilde, dışarda şekillenen projeler de cabası (bir yerlerde birileri Pardus çözümleri sunuyor, birileri kendi işletmesini bu sisteme geçirmenin yollarını arıyor, kimi kurumlardaki ilerici insanlar entegrasyon projeleri yürütüyorlar).
1.0'dan, hatta Çalışan CD'den önce günlüklerimizde yazdıklarımıza şöyle bir göz attım. "Güven" dışında söylediklerimizi doğrulayıcı neredeyse hiç bir argüman sunmaksızın güzel günler göreceğimizi yinelemişiz. Bu proje içinde, herkesin gözü önünde, PiSi gibi bir paket yöneticisi, ÇOMAR gibi bir yapılandırma altyapısı geliştirildi, Türkçe ile ilgili kritik sorunlar giderildi, 600'den fazla uygulama paketlendi. Hepsinin bir arada çalıştıklarını gördüğümüz güzel günler, gerçekten geldi, insanlar Türkiye'de daha önce hiç duymadıkları kadar "Linux", "Özgür Yazılım", "GPL" lafı duydu. Şu andaki tabloya bakınca ve Gölcük'teki insanları düşündükçe gayet yineleyesim geliyor, çünkü bu gün gerçekten biraz daha iyi anladım ki -daha- güzel günler -de- göreceğiz.
Tags:
seminer
şehirler arası
pardus
didaktik ekol
süper olay
etkinlik
bu senin kendi düşüncen hocam
22/03/2006, Wednesday - 17:01
Dün Barış ve Gürer ile Doğuş Üniversitesi Bilişim Kulübü'nün düzenlediği bir seminere konuşmacı olarak gittik. Diğer üniversiteler ile de temasa geçerek bizi daha fazla insan ile buluşturdukları için DOBİK'e teşekkürler. Seminerin içeriğini oluşturan konu başlıklarından bazıları Pardus'un tarihçesi, geliştiricileri, hedefleri, özgür yazılıma katkıları ve katkıda bulunmak isteyenler için başlangıç noktaları ve potansiyel geliştiriciler için tavsiyeler idi. Seminer sonunda gelen güzel sorular ile bize ayrılan süreyi bir miktar aşmayı yine başardık. Beamer marifeti ile hazırlanmış olan bu cici sunumun notlarını buradan temin edebilirsiniz. Ayrıca Barış da bu seminerle ilgili yazmış, hatta seminer esnasında ve sonrasında çekilen iki fotoğrafa yazısında yer vermekten de geri kalmamış.
Bu arada bildiğiniz gibi dünya gezegeni sakinleri 30 Mart'ta bir güneş tutulması hadisemiz var. Gayet de ülkemizden geçiyor tutulmanın izleyeceği patika. Aşağıdaki resimde tam tutulmanın dünya üzerinde nasıl bir yol izleyeceğini görebilirsiniz:
Ben de tam da o gün Nikon'um ile beraber Tokat'ta olacağım; şehrin neredeyse tam ortasından geçen tam tutulma yolunun üzerinde 3 dakikayı aşkın bir süre boyunca devam edecek bu tatlı rastlantıyı izlemek için:
Süper olay \o/
Tags:
seminer
süper olay
23/12/2005, Friday - 01:57
Son zamanlarda olanları yakalamak hayli güç oldu. Bildiğiniz gibi Pardus'un RC1 sürümünü FTP sunucumuza koyduk. Şu sıralar da ekip olarak Acıbadem ofisimizde toplanmış 1.0'a, yani 26 Aralık'a hazırlanıyoruz. Umuyoruz ki her şey güzel olacak ve beklentileri karşılayacak bir 1.0 ile çıkış yapacağız.
Geçenlerde, pesimist olduğunu söylemenin haksızlık olacağına inandığım, fakat optimist olduğundan da bahsedemeyeceğimiz kadar realist olan Doruk'un "Özgür yazılım sürümü 2.0, Pazarlama sürümü 1.0 olan sağlam bir dağıtım geliyor" dediğini gördüm blog'unda, pek bir hoşuma gitti nedense ;) Şu anda gerçekten iyi durumdayız, 1.0'ında "iyi durumda" olan bir dağıtımın sunduğu altyapı üzerine bir kaç yıl sonrası ile ilgili hayaller kurmak fazla vakit harcanmadığı taktirde gayet keyifli bir aktivite (bu arada hemen aklıma gelmişken bu parantez içinde Barış Özyurt ve Bahadır Kandemir'in kıvrak zekalarını öpmek istiyorum).
Barış ile beraber geçen akşam Teknoloji TV'de Serhat Ayan'ın yönettiği yaklaşık iki saatlik bir canlı yayına katılıp Pardus hakkında sohbet ettik, insanların çeşitli şekillerde ulaştırdıkları sorularına yanıt vermeye çalıştık. Bu gün de benim Doğuş Üniversitesi'nde bir seminerim vardı. Pek keyifli idi, yüksek bir katılımla geçen seminerin ardından yaptığımız ayaküstü sohbetler neticesinde bundan sonra seminer konusunda Linux Kullanıcıları Derneği'nin yakasını bırakmayacaklarına dair söz aldım denilebilir. Serhat Altıntaş ve Mehmet Ali Ertürk'e güzel organizasyon ve ilgilerinden ötürü teşekkür ederim; seminerin notları da buradan temin edilebilir. Bu da seminer sonrasından bir fotoğraf:

Yine geçenlerde, ne zaman olduğunu tam olarak kestiremediğim bir akşam Kadıköy'de Passiflora isimli cici grubun konserinde idim Duygu ve Duygu'nun jazz gitaristi yetenekli kardeşi Fatih ile. Davul'da Volkan Öktem, bass'ta Eylem Pelit, piyanoda Serkan Özyılmaz, tenor saksafon ve yan flüt'te Levent Altındağ, gitarda da Erdem Sökmen üstad vardı. Bir sürü pasaklı eleştiri ile Duygu'cuğun kafasını konser boyunca şişirdiysem de ortaya yaptıkları Latin-Jazz karışığı gerçekten daha fazla insan tarafından dinlenmeyi hakeden bir kalitede idi bence.
Daha sonrasında bir akşam da Eylem Pelit ve Volkan Öktem ile Barınak Gönüllüleri'ne destek için düzenlenen bir organizasyonda karşılaşmak çok hoştu, aynı organizasyonda bir de İstanbul Drum Circle'ı dinlemek tek kelime ile süper bir raslantı idi; kesinlikle müthişlerdi.
Bu arada diskimi karıştırırken yıllar önce Özer Özgeneci ile bunu kayedettiğimiz sıralarda kaydettiğimiz bir diğer minik çalışmamızı buldum, haydi paylaşayım dedim. Hakikaten yıllar olmuş ve artık "yaşlanıyoruz" muhabbetleri geyik olmaktan çıkmaya başlamış. Süper adaletsiz. Neyse.
Tags:
seminer
ben meren bey nasılım
fotoğraf