61 result(s) in 7 page(s)
Previous Page  - 1 / 7Next Page
ve Artvin Yolculuğu Biter.. 27/05/2007, Sunday - 18:23

Didem, Doruk ve Koray ile beraber çıktığımız Artvin yolculuğundan 8 gün sonra döndük. Çok enteresan şeyler yaşadık, harika insanlarla tanıştık, sohbet ettik. Hiç hesapta yokken planlanan bu yolculuk Amerika'ya gitmeden önce hiç beklemediğim bir sürpriz idi kesinlikle. Yolculuğun bir yerinde Koray'la Anadolu'nun bir insan ömrü boyunca dolaşmak ve anlamak için çok büyük ve zengin olduğunu bir kez daha tasdik ettiğimizi konuştuğumuzu hatırlıyorum.. 

Artvin'e gidiş ve dönüş yollarımız 

Böyle bir tatil tek başına da çok keyifli olabilirdi, fakat bize bu yolculuğun en anlamlı anlarını yaşatan Borçka Ticaret Meslek Lisesi ve Borçka Anadolu Meslek Lisesi'nin ilerici öğretmenlerine, okul müdürü Aslan Atan hocamıza ve Borçka Kaymakamı Hüseyin Gökdemir'e gönülden teşekkür ederim. Seminer salonunu dolduran öğrencilerin yoğun ilgisi ve sıcakkanlılıkları bizi o kadar şaşırttı ki her birimiz daha evvel onlarca seminerde konuşmuş insanlar olarak "heyecanlandık" ve neredeyse "konuşamadık". Borçka'nın derelerini tepelerini aşıp gelen ve salonu dolduran -tahminimce- 400'den fazla öğrencinin bir tanesine dahi özgür yazılımı, Pardus'u ve neden önemli olduklarını anlatmayı başarabildiysek gönül rahatlığı ile onca yola değdi diyebilirim. Daha önce de söylemiştim, tekrar ediyorum: liselere daha fazla ehemmiyet göstermek gerekli (Necdet Yücel ve çalışma arkadaşlarının projesi çok önemli bir boşluğu doldurarak materyal eksiğinin tamamlanmasında rol oynayacak diye umuyorum). Mümkün olsa tüm liselere tek tek gitmek gerekli. Öte yandan liselerde görev yapan genç ve dinamik bir öğretmen kadrosu ile açık fikirli yöneticilerin nelere vesile olabileceğini gördükten sonra "darısı her lisenin başına" diyorum.

Borçka'da aile fotoğrafı

Borçka semineri vesilesiyle çıktığımızı seyahat boyunca Ankara - Kırıkkale - Çorum - Tokat - Ordu - Giresun - Trabzon - Rize - Artvin - Erzurum - Erzincan - Sivas - Yozgat - Kırıkkale - Ankara patikasından geçtik. Tokat'ta -ayıptır söylemesi- Tokat Kebabı, Erzurum'da Cağ Kebabı, Artvin'de Kuymak, Barhal'da Civil ve Siron yedik. Hopa'ya kadar gelmişken Gürcistan sınırına gidip "biz içeriden anlayamadık, bir  de dışarıdan bakalım bakalım" dedik, Artvin'in doğasını katleden utanç abidesi barajlar silsilesinin ilk adımı olan Borçka Barajına taş attık, Trabzon'da Serbülent Ünsal'ı yanımıza katıp Sümela Manastırı'na gittik, Tortum şelalesinin buharında ıslandık. Sarı Ahmet Oğlu Bekir Dede ile sohbet ettik. Keşke tek tek anlatmak mümkün olsa.. Yolculuk boyunca benim objektifime takılanların bir kısmını -ruhumun kalan kırıntılarını da Google'a satıp- buraya koydum (Koray'ın çektiği Lomo'ları ise ayrıca görmelisiniz).

Çok şey yaşandı bu yolculukta, fakat benim açımdan en güzel tarafı 10 yıl sonra nüfus cüzdanımda yazan adrese, Artvin ilinin Yusufeli ilçesinin Barhal (Altıparmak) köyüne gitmiş olmak ve doğal güzellikleri ile bir günlüğüne de olsa özlem giderip üstüne üstlük Koray, Didem ve Doruk'a gösterme şansı yakalamış olmamdı. Bizi -kendilerini ne kadar özlediğimi ancak görünce anladığım- Ahmet Pehlivan ve Mustafa Pehlivan, Maçkatlar'daki Marsis Pansiyon'da misafir ettiler, sağ olsunlar.

Yolculuk boyunca gördüklerim ve duyduklarım neticesinde yüreğimi parçalayan bir konu olan baraj projeleri ile ilgili bir yazıyı da Moleschino'ya yazacağım. Şimdi ise rüyadan uyanma ve realiteye konsantre olmaya çalışma zamanı...



Tags: seminer  şehirler arası  ben meren bey nasılım  pardus  süper olay  fotoğraf  etkinlik  eş dost ekip kümesi  Comments: 5
Şenlik Hatırası 08/05/2007, Tuesday - 15:19

Daha önce de defalarca dile getirdiğimiz gibi neredeyse hepimiz sözümüzü tutmuştuk ve Ankara'da, ODTÜ'nün ev sahipliği ile  gerçekleşen VI. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği'nde idik. Çok daha geniş katılımlı bir fotoğraf vardı, fakat şenlik hatırasının hatırına bu fotoğrafa yer vermeye karar verdim:

Şenlik Hatırası.. 

Şenliğe gitmeden önce nasıl bir etkinlik olacağına dair bir takım tahminlerim vardı elbette. Bu tahminler ile ilgili yanıldığımı söyleyebilmeyi dilerdim, fakat neredeyse her şey benim açımdan beklediğim gibi idi. Önceki senelerde güzel yapılan şeylerin büyük bir kısmı yine güzel, önceki senelerde acemice yapılan işler yine acemice idi. Bu şenliği de biz bize geçen, amacını ortaya koyamamış bir diğer şenlik olarak bir kenara üzülerek not etmekte bir beis görmüyorum. Bununla beraber organizasyonun gerçekleşmesi için özveri ile çalışmış herkese teşekkür ederim. Umarım bir sonraki sene bu etkinliği yineleyecek olanlar bu şenliği beğenmemişlerdir.

Pratik bir faydası olmayan bir şeyin pratik bir zarara da neden olmayacağını düşünmek ve bunu sürdürme noktasında "zararı yok en azından" düşüncesinden kuvvet almak takdiri hak eden bir iyi niyet gerektirir; sonuçta herhangi bir sistemin varlığını sürdürmesi ancak başka bir şeylerin tükenmesi ile mümkündür.

LKD oturumunda da dile getirmeye çalıştığım gibi, savunduğu ve temsil ettiği değerlerin savaşını aktif bir şekilde veremeyen, duruşunu ortaya koyarken radikal olamayan bir oluşumun nitelikli popülasyonu çok doğal nedenlerle artış filan göstermez, en iyi ihtimalle yerinde sayar, çoğunlukla ise tükenenler yüzünden azalır. LKD'nin içerisinde bulunduğu durumun da bundan pek farklı olmadığını, etkinliklerinin de yine doğal bir şekilde bu halinden nasibini aldığını düşünüyorum. Çene yorgunluğu dışında katkımızın olmadığı üretimler etrafında biz bize toplanmamızda bence bir sakınca yok. Yine biz bize, birbirimize ödül vermemizde de bence bir sakınca yok... Fakat bunlara rağmen tatmin olmuş bir şekilde dağılıyor ve birbirimizi tebrik ediyorsak, işte burada bir sakınca olduğundan bahsedilebilir. Bu sakıncanın narin tarafı ise, bir sene sonra kendimizi aynı şeyleri aynı samimi ümitle tekrar eder bulduğumuzda kendisini çoktan unutacak oluşumuzda gizlidir. Bazılarımız yine özveri ile taşın altına elini sokarken bazılarımızın aklına Einstein'ın bir sözü geliverir: "Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp her defasında farklı bir sonuç çıkmasını beklemektir".



Tags: şehirler arası  didaktik ekol  fotoğraf  etkinlik  bu senin kendi düşüncen hocam  Comments: 3
Pardus Geliştiricileri II. IRC Toplantısı 19/04/2007, Thursday - 02:22

Daha önce ilkini yaptığımız ve bir alışkanlık haline getirerek 15 günde bir yapmaya devam etmeyi planladığımız IRC geliştirici toplantılarından ikincisini de irc.freenode.net adresindeki #pardus-devel kanalında 40 kişilik bir katılımla bu akşam gerçekleştirdik.

İlk toplantı esnasında alınan kararları ve toplantı kayıtlarını wiki'ye koymuştum, aynı şeklide iki saat süren bu toplantının da bir özetini wiki'de bulabilir, proje ile ilgili gelişmelerden ve kısa vadeli planlardan haberdar olmak isterseniz göz atabilirsiniz (bu toplantının IRC kayıtlarını ise henüz koymadım, çünkü ilk toplantının kayıtlarını formatlamak için yazdığım betiği İzmir'deki bilgisayarımda unutmuşum) (toplantıya katılmayan Pardus geliştirici ve katkıcılarının özellikle okumasında fayda var).

Bildiğiniz gibi Pardus'ta staj yapmak isteyenlerin son başvuru tarihi olan 20 Nisan'a pek az kaldı. Daha önceden kararlaştırdığımız staj değerlendirme komitesindeki görevimi icra etmek üzere ben de İzmir'den kalkıp İstanbul'a geldim. Başvurular 100'ü biraz geçmiş durumda. Bu güne kadar başvurmakla başvurmamak arasında gidip gelen adaylar için bu çağrı belki de son çağrı! Öte yandan başvuru sonuçlarını 20 Nisan'ı takip eden ilk hafta içerisinde duyurmayı planlıyoruz.

Ayrıca Faik ile aynı ofiste çalışma fantezimizi de bu gün sonunda gerçekleştirdik:

 

Faik & Meren! In the same office!
 

 



Tags: şehirler arası  pardus  haber  fotoğraf  geliştiriciler için  Comments: 4
Pardus 2007.1 Felis chaus, RC 06/03/2007, Tuesday - 13:00

Evet. Pardus 2007.1 "Felis chaus"'un sürüm adayı duyuruldu. Test gönüllüleri, lütfen indirin, test edin ve http://bugs.pardus.org.tr adresine bildireceğiniz hata raporlarınızla bizi kendimize getirin. Daha fazla kişinin test etmesi için bu haberi günlüklerinizden duyurun ya da duyurulmasına yardımcı olun.

İndirmek isteyenler aşağıdaki bağlantılardan faydalanabilirler:

 

  - ftp://ftp.pardus.org.tr/pub/pardus/kurulan/2007.1-RC (Kurulan)
- ftp://ftp.pardus.org.tr/pub/pardus/calisan/2007.1-RC (Çalışan)

Muhtemelen ilerleyen günlerde 2007.1'in "Felis chaus"'unu Ali Işıngör'den, sürüm notlarını ise Ekin Meroğlu'ndan keyifle dinleyeceğiz. Siz de sürümün test edilmesine yardım edin, Pardus bir kez daha tadından yenmesin.

Son olarak Linux ve Özgür Yazılım Günleri'nden bir kare, Ekin Meroğlu "Pardus Projesi'nin Anatomisi" seminerinde:

 



Tags: seminer  pardus sürüm  fotoğraf  etkinlik  Comments: 1
Eskişehir Linux Günleri ve Ben, Meren Bey Nasılım 02/03/2007, Friday - 01:02

Geçen hafta Eskişehir'de EMO tarafından düzenlenen Eskişehir Linux Günleri'nde idik Löker ile beraber. Sabahın köründe teşrif ettiğim Eskişehir'de beni İnanç Yıldırgan karşıladı; sağolsun üşenmedi, sabahın köründe beni tren garından aldı. Ufak bir Eskişehir turu yaptıktan sonra beraber leziz bir kahvaltı yapıp ardından da seminer alanına gittik.

Açıkçası programın netleşmesi ile ilgili sıkıntıların ardından kendimi düşük katılımlı ve vasat bir etkinliğe hazırlamıştım. Lakin Koray'ın seminerinin başlaması ile salon hatırı sayılır bir kalabalık ile doldu, sonrasında da dinleyici sayısı artmaya devam etti. Seminerler arasındaki çay, kahve ve özellikle öğle yemeği konusunda gösterilen hassasiyet neticesinde baştaki aksilikler yüzünden oluşan önyargımın pek yersiz olduğunu sevinerek gördüm. Dinleyicilere gösterilen ilgiden ötürü emeği geçenlere ve EMO'ya teşekkür etmek isterim bu vesile ile.

 

löker

 

Bu günlük girdisinde anlatmak istediğim diğer şey ise sadece beni etkileyen, hayatın dinamiklerinde manâsız 'kısa devreler'e neden olup bendenizin yanlış yönde kuantum sıçramalar ile kendisini anlamsız pozisyonlarda bulmasına neden olan bir faktör: 'meren faktörü' (işi gücü olanlar bundan sonrasını okumazlarsa bir şey kaybetmeyeceklerini anladılar umarım).

Uzun zamandır varlığından şüphelendiğim bu mevzunun sonunda adının konmuş olmasından ziyadesiyle memnunum. Meren faktörü devreye girdiğinde tam olarak ne olduğunu tanımlamak pek kolay değil, olabilecek şeylerin her birisi kendi çapında bir brownian motion motivasyonu içinde olduğu için yanıtı aramanın aslında zaten anlamı da yok. Fakat bir fikriniz olması için size Eskişehir'e giderken başıma gelen ve yıllar boyunca yaşadığım tüm şeylerin ardından sonunda kafamda bazı şeylerin oturmasını sağlayan bir olayı anlatacağım.

İzmir'den Ankara'ya giden trene bindiğimde aklımdaki tek şey saat 06:30'da varacağımız Eskişehir Tren Garı'nı uyurken kaçıracağım ve Ankara'ya doğru devam edeceğimdi. Sonra saçma sapan bir yerde uyanacaktım, çok endişelenecektim, vaktinde Eskişehir'de olmak için otobüslerde sürünecektim, o halde seminere çıkacaktım, insanlar yanlarında getirdikleri domatesleri bana atacaklardı filan. Tren hareket ettikten bir iki saat sonra halâ bunları düşünüyor ve fena halde bastırmış olan uyku ile savaşmaya başlamış vaziyetteydim. Fakat uyumama çalışmalarımın başarısızlığa uğrayacağını hissetmeye başladığım bir an aklıma şu fikir geliverdi: Eğer hemen uyursam, uyanmam gereken saatte biraz daha uyanmaya yatkın bir uyku derinliğinde olabilir ve ineceğim yeri tutturabilme ihtimalimi arttırabilirdim! O an uyku ile barışıp kendimi onun kollarına bırakma fikri çok mantıklı geldiği için kendisi ile savaşmaktan vazgeçtim. Fakat uyuyamıyordum artık; çünkü benim uykum rakibi kaybedince son vuruşu yapmak yerine savaş alanını artist artist terk eden salaklardandı. Eh, demokrasilerde çareler tükenmezdi, yolun kalan kısmında da kendimi Eskişehir'i kaçırdıktan sonra geri dönmeye çalışırken hayal etmekle geçirebilirdim ve her şey yolunda gidebilirdi. Bunu *neredeyse* başardım da aslında.

Yukardaki satırlardan makul bir süre sonra, yerimden 40 santim zıplayarak uyandığımda tren duruyordu. Ne ne zamandır uyuduğumu ne de trenin ne kadardır durduğunu bilmiyordum. Uykulu gözlerle etrafımdakilere baktım, inecekler inmiş, devam edecekler ise binmiş yerlerine oturmaya çalışıyorlardı. Muhtemelen tren hareket etmek üzereydi. O kadar uykulu bir kişinin göstermesini beklemenin yanlış olacağı bir çeviklikle yerimden fırladım. 5 saniye içerisinde kazağımı, montumu, dergilerimi ve çantamı kucaklamış, 140 kiloluk birisinin hacmine ulaşmış vaziyette vagonun sonundaki çıkış kapısına doğru koşmaya başlamıştım. İnsanlar yol versinler diye ittiriyor, "müsade eder misiniz" filan diyor, bir yandan da çileden çıkıyordum. Sanki herkes benim inmemi engelleyerek, gösterdiğim "son anda uyanma" ve "Eskişehir'i kaçırmama" başarısını gölgelemeye çalışıyordu. Tam o sırada içimden tamamen neanderthal bir güdü ile bir daha görmeyeceğim bu insanlara karşı nezaketimi de kaybettiğimi hissettim, artık resmen doğru atılmış bir bowling topunun kararlılığı ve çaresiz labutlar seviyesine inmişti muhattabiyetimiz. Sonunda kendimi zar zor trenden attım. Tüm elimdekileri oradaki bankın üzerine koyup yavaş yavaş giyinmeye başladım. O sırada vagonun camından bana bakan yüzler içerde kaybettiğim nezaketi çabuk bulmamı temenni eder bakışlarla beni süzerlerken ben de başarımın sarhoşluğuyla kendilerine II. Elizabeth bakışları ile tek tek karşılık veriyordum. Her şey süperdi. Giyinme ve toparlanma işlerini bitirmiştim. Gitmeye hazırdım. Bana kötü kötü bakan teyzeler ve amcalardan ebediyen kurtulmak ve tekrar nazik bir insan olmak üzereydim. Soğuğun da etkisi ile yavaş yavaş uyanmaya başlamıştım. Saatimi kontrol ettim. İnanç'ın garda olmasına bir saat filan vardı. Yoksa biraz erken mi gelmiştik neydi.

Tren yavaş yavaş hareket ederken garın uzaktaki duvarına baktım ve hiç hoşuma gitmeyen bir fikir ile irkildim, aynen şöye yazıyordu: KÜTAHYA. "Ne Kütahyası ulan! Eskişehir, Eskişehir!" diye bağırmamla trenin arkasından koşup kendimi güç bela halâ açık olan kapıdan içeriye denk getirmem bir oldu. 20 dakika kadar vagonların arasındaki boşlukta düşündükten sonra inmeye çalışırken çil yavrusu gibi dağıttığım insanların içinde olduğu vagona girip yerime geri oturmaktan başka çarem olmadığını üzülerek fark ettim. Başımı önüme eğerek koltuğuma gittim, yerime oturdum, montumu çıkartıp kafamın üstüne koyup bu koltuktan son kalktığım andan bu ana kadar geçen sürede "aslında ne olduğunu" düşünmeye başladım. Sonunda buldum.

 

Aslında doğru yerde ve doğru zamanda uyanmıştım. Fakat tam o anda devreye giren meren faktörü zamanı ve dolayısıyla uzayı bükmüş ve beni Kütahya garına geri götürmüştü. İnanılmazdı. Eskişehir'de olmama rağmen aslında Kütahya'daydım. Önce seminerde bundan bahsetmeyi düşünüyordum. Fakat sonra vazgeçtim. Yapacak bir şey yoktu.

Şu anda bu saçmalık katalizörü ile yaşamam gerekiyorsa, bilim bir çare bulana kadar idare edebilirim sanırım diye düşünüyorum. Her neyse. Bunu yazan ben değilim. Bunu okuyan da siz değilsiniz. Zaten bu günlük girdisinde de aslında Ankara'da Doruk, Didem, Barış Özyurt, Çağlar ve Löker ile yediğimiz o muazzam yemekten bahsettim (yerseniz efendim).

 



Tags: seminer  şehirler arası  ben meren bey nasılım  fotoğraf  meren faktörü  Comments: 2
PiSi Paketçileri! 12/02/2007, Monday - 03:18

Bazılarınızın zaten bildiği gibi Pardus Wiki Türkçe dışındaki dillerde yapılacak katkıları kucaklayacak yeni bir yapılanma ile karşınıza çıkmak üzere.

Ben de "PiSi ile nasıl paket yaparım?" ya da "bu işin içinde neler döndüğü hakkında nasıl fikir sahibi olurum?" diye düşünenler için hazırladığım "PiSi ile Hello World Paketi Yapalım" belgesini güncelledim. Özellikle paketçilerinden ya da PiSi'yi takip edenlerden ricam, belgenin Sorular kısmına göz atmaları ve orada yanıtlanabilecek diğer soruların neler olabileceğine dair belgenin "Tartışma" kısmında beni yönlendirmeleri. Ayrıca tümünü okuyup önerilerini esirgemeyenlere de şimdiden teş ekkür ederim. Bu belgenin belirli bir olgunluğu aştığına inandıktan sonra İngilizce'ye çevirmeyi düşünüyorum.

Ayrıca belki bazılarınız "Pardus Geliştiricisi Adaylarına Tavsiyeler" isimli belgeye de göz atıp öneri ve hatta katkıda bulunma nezaketi ve cesaretini göstererek bendenizi onura boğarlar.

Her neyse. Bildiğiniz gibi şu günlerde -eğer her şey yolunda giderse kısa bir süreliğine- Türkiye'deyim efendim. Bir çok kıymetli insanı gördüm, bir çoğunu henüz göremedim, bir çoğunu ise göremeden döneceğim. Fakat inanın bir sürü fotoğraf çektim.

Fotoğraf ile iligli obsesif bir kimse olarak Amerika'da "aa İstanbul fotoğrafları da çekmişsindir sen, göstersene?" diyenlere hep "ehem. aslında ben öyle her gördüğünün fotoğrafını çeken bir kişi değilim, bir tarzım, takip eden bir kitlem filan var yani, anlatabildim mi?" türünde açıklamalar yapıp, bir yandan da içimden "hakikaten yahu, zamanında çekseydim şimdi 'ben de, bu şehrin delilerindenim işte' diye gösterirdim insanlara" diye üzülürdüm. Yıllarca yaşadığım şehire ait bu kadar fotoğrafı insanlarla paylaşıyor olmam bir yere kadar kabul edilebilir olsa da "ee daha fazla yok mu, şöyle 'kaygısız', 'relax tarafından', ortamı filan görelim hesabı" diyenlere gösterecek bir arşive sahip olmayışım tek kelime ile, ayıptı. Tüm bu düşüncelerin etkisi ile bu sefer gerçekten acımadım, yer yer varlığını gösteren yetersiz ışık dahi durduramadı beni. Yumdum gözümü bastım deklanşöre (Doruk görse bu halimi gözleri dolardı). Mesela Barış ile Martı'nın Boğaz üstünde göz göze gelişlerini bile kaçırmadım, daha ne diyeyim anlatmak için:

 

Bu arada buraya kadar okuyup yukarıda rica ettiğim şeyi unutmamışsınızdır umarım.



Tags: ben meren bey nasılım  fotoğraf  belgeler  Comments: 1
Geliyorum.. 05/02/2007, Monday - 22:42

8 Şubat saat 11:45'te İstanbul'da olacağım. Çok heyecanlı. Kısa bir ziyaret olacak, bir aksilik çıkmazsa 2 hafta kadar kalmayı düşünüyorum. Bu 2 hafta hep koşturmaca ile geçeceğinden dönüşte muhtemelen fırsat bulamayıp herkesi göremediğim için üzülüyor olacağım. Bu lafları bir bir yiyebilirim de tabi.

Bu arada iki gün önce yüce piyanist İdil Biret New Orleans'ta idi. Louisiana Filarmoni Orkestrası ile beraber muhteşem bir konser verdi. Kendisi ile tanıştığım için mutluluk duyuyorum, bu hayatta bir dehanın daha elini sıkmış oldum. 2 yaşında müziğe mi başlanır yahu..

 



Tags: ben meren bey nasılım  süper olay  fotoğraf  Comments: 1
Fotoğraf İşleri.. 05/12/2006, Tuesday - 19:50

Uzun zamandır fotoğraf ile ilgili bir şey yazmıyorum diye bu işlerden elimi ayağımı çektiğimi düşünmeyin diye bir iki şey yazmaya karar verdim.

Öncelikle benim uzaklara gidişime çok az kala fotoğrafa merak saran Barış ve gidşimin hemen ardından içindeki fotoğrafçıyı keşfeden Gökmen, Çağlar, Mehmet ve hatta Faik'i, ve onları bir araya getirip fotoğraf gezilerine çıkmaya dair kışkırtan Ali Işıngör ve Erkan Tekman'ı kıskandırmak için yeni bir Nikon D200 aldım. Fotoğrafı profesyonel kalitede bir hobi haline getirmek isteyen amatörler için ideal bir makine ("film makine kullanlar niye kıskansın ki?" demeyin, yılların Leica'cısı, çişini dahi karanlık odada yapan bir arkadaşım sırf üretkenliğini arttırmak için D200 almaya karar verdi ;))(bu arada Mehmet demişken, yine ortaya tatlı bir fikir atmış Türkçe ile alâkalı, bir göz atın, tartışmaya katılın).

Ayrıca bir hafta sonu bir yerde Amerika'yı yeniden keşfederek kendime güzel bir ev yapımı eğdir&kayd;ır (tilt&shift;) lens düzeneği hazırladım ve meşhur New Orleans mezarlarından küçük bir seri hazırladım. Serinin tamamını buradan görüntüleyebilirsiniz.

 

Fotoğraf paylaşım sitelerini bir kaç nedenden dolayı pek sevmiyorum. Her bir paylaşım sitesi, insanların egolarını ve evrimin kendilerine dayattığı yarışmacı ruhu bastıramamaları neticesinde kazan-kazan taktiği ile herkese puanlar yağdırdıkları ve herkesden de aynını bekledikleri arkadaşlık siteleri halini alıyorlar bir süre sonra. İşte en çok bu yüzden sevmiyorum kendilerini. Fakat dün içinde 28 milyon'dan fazla sanatsal üretim bulunan deviantArt'ın yöneticilerinden birisi seçtikleri 15 fotoğrafımın tüm Amerika'nın 21 bölgesinden seçilen 30 yerel sanatçının fotoğraflarıyla beraber bir Amerika turnesine çıkacağını söyleyen bir mesaj gönderdi. Sevmiyorum filan, fakat "eh, olur" dedim (derken de "Türkiye'de çek fotoğrafları elin Amerika'lısı izlesin, işe bak" diye içim burkulmadı değil). Austin'deki gösteri için bir bilet kazanmış olmama, "e gideyim, hem belki Tekin Bey'i de görürüm" diye düşünmeme rağmen gitmemeye karar verdim. İnsanlar fotoğraflarımı izlerken benim orada ne işim olabilir ki zaten.

Bu arada Amerika'dan Halloween geçti biliyorsunuz. O sırada dışarda idim ve gözlemlerimden bir photo essay hazırladım. Kesin bu konuyu benden daha iyi yorumlayabilecekler çıkar fakat Halloween Amerikalıların toplumsal çözülmeleri ile ilgili görüşlerimi derinleştiren ve kuvvetlendiren etkinliklerden birisi idi. "Okuyayım" diyenler buradan göz atabilirler.

Ek olarak daha önce 50 yılın en iyi haber fotoğrafları seçkisi ile bizi can evimizden vurmuş olan WorldPress Photo, çeşitli dallarda 2006 yılı haber fotoğrafları ödüllerini duyurdu.

(...)

Bu günlük girdisine de burada son verirken fotoğraf konusunda ortaya koyduğu üstün performans ile her vazgeçişimde beni yeniden fotoğrafa döndüren, ekipman seçimi, fotoğraf vizyonu ve müthiş tekniği ile Gürer ve Orite'ına teşekkürü bir borç bilirim.



Tags: fotoğraf  Comments: 2
Lübnan ile Dayanışma Sergisi, İstanbul. 02/10/2006, Monday - 06:42

 

Lübnan'da yaşananlara tepki göstermek, eğer elinden gelirse biraz olsun yardım etmek isteyen bir grup fotoğrafsever Fotokritik'in bir forumunda buluştu ve 100 fotoğrafçının 100 fotoğrafından oluşacak "Çocuk" temalı bir sergi açmaya karar verdi.

2 aydan kısa bir zamanda her şeyi ile hazır olan sergi dün İstanbul'da Taksim Metro Sergi Salonu'nda sessiz sedasız açıldı.

Ayrıca ben de bu sergiye bir fotoğrafım ile katıldım. Fotoğrafımı görmek ve diğer ayrıntıları okumak isteyenleri şöyle alalım.

Fotoğraf sergisi 7 Ekim'e kadar sürecek. Fırsatınız varsa bir uğrayın derim.



Tags: haber  fotoğraf  etkinlik  Comments: 1
Ben Ne Şenlik mi Dedin? 12/05/2006, Friday - 06:33

Linux Kullanıcıları Derneği tarafından düzenlenen V. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği yarın başlıyor. Linux Kullanıcıları Derneği şenlikleri arasında gidemediğim ilk şenlik olacağı için biraz hüzünlüyüm. Bu sene önceki senelere göre daha yoğun bir katılım olur diye umuyorum. Pardus'un 1.1 sürümünün Alpha'sının Şenlik Özel Sürümü'nü Internet Cafe'de, geliştiricilerinin de bir ton seminer ile şenlik alanında boy göstererceği şenliğin programına da buradan erişebiliyorsunuz (Gökmen, bir ara hatırlat Barış'tan seni bir silkelemesini rica edeyim). Ayrıca bu sene derneğin genel kurulu yapılacak, muhterem şahsiyet Barış Özyurt derneğin yönetim kurulu ile ilgili bilgilerimizi tazelemek için güzel bir yazı girmiş blog'una. Barış Özyurt dedim de aklıma geçen seneki şenlik geldi (öperim Barış'çığım). Ahaha ölüyorum. Ehem. Pardon. Ehehehe. Ay.

"New Orleans taraflarından ne haber, yok mu oralarda bir Linux Kullanıcıları Grubu filan? Sizin şenlik ne zaman?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Biraz araştırmadan sonra yaklaşık 20-30 kişi ile her ay buluşan ve seminerler düzenleyen güzel bir oluşumun var olduğunu ve fakat malum olaydan bu yana hiç bir faaliyette bulunmadıklarını fark ettim. Tabi hemen bir e-posta attım grup başkanına, "There is a new thumb in the town" dedim. Karşılıklı bir iki yazışmadan sonra aylık buluşmalara yeniden başlamaya karar verdik ve şu anda grubun eski üyeleri ile yer/tarih sohbetleri dönmekte. Pardus tanıtımı semineri için çok ısrar ettiler, ikinci buluşmada bir seminer vereceğim kendilerine diye tahmin ediyorum.

Ayrıca burada New Orleans Jazz and Heritage Festival vardı geçtiğimiz haftasonu ve önceki haftasonunda. Duygu çok güzel bir blog entry'si ile mevzuyu özetlemiş, ben pek bir şey yazmasam da olur. Fakat festivalde karşılaştığım bir yerlinin fotoğrafını koymadan edemedim; bu fotoğraf zencilerden ve yerlilerden çok hoşlandığını söyleyen İsmail'ciğime hediye olsun madem (İsmail, beyefendiye senden bahsettim, e-posta adresini istedi, verdim) (Ayrıca Gürer için çektiğim fotoğrafları da ona ulaştıracağım, kendisinin size uygun zamanlarda göstereceğinden eminim):

 

Barış Metin ve Mehmet D. Akın'dan sonra Çağlar da fotoğraf makinesi sahibi olmuş. Adamlar resmen fotoğrafa heves sarmak için gitmemi bekliyorlarmış. Bu mevzuyu daha sonra onlarla tartışacağız (Bu arada Mehmet harika fotoğraflar çekiyor, haberiniz olsun).

Bu arada Yazıcıoğlu'nu ve önündeki adamları özledim inanın resmen. Burada bir power supply, bir cdrom sürücü hatta bir UTP kablo dahi almak için tahmin ettiğiniz ve aşina olduğunuz çözümlerin hepsi geçersiz. Şöyle söyleyeyim, New Orleans 1.5 milyon nüfusa sahip, ve bilgisayar parçaları satın alabileceğiniz yer sayısı: 0.

Benden beklenmeyecek şekilde ufak tefek uyum sorunları yaşıyorum halen, bir çalışma temposu oturtamadım, commit'leri takip etmek ve e-posta okumaktan başka hiç bir şey yapmıyorum son zamanlarda.. Düzelecek tabi.

PS 1: Faruk, halâ New Orleans Faruk Eskicioğlu'ndan haberdar değil, fakat biliyorsun sözüm söz.
PS 2: Bu entry'i Linux Şenliği alanından okuyanlara selam ederim.
PS 3: Bu entry'deki 3. edit'in sorumlusu Gökmen'dir.



Tags: süper olay  fotoğraf  etkinlik  new orleans  Comments: 3
Previous Page  - 1 / 7Next Page