Sinema ve teknoloji
08 January 06, Sunday @ 11:34
Bazen tek bir film sinema teknolojisinin gelişimine önemli katkılar verebiliyor…
THX adlı sinema ses sistemi George Lucas tarafından, Star Wars filmlerinin çekimleri sırasında sinemalarda bu filmleri yeterince etkileyici şekilde sunabilecek bir sistem olmadığını düşünmesiyle başlamış bir çalışma sonucu üretilmişti… (bkn: kaynak
Tabii ismini daha önceki kült yapımı THX-1138′den mülhem aldığını söylemeye ayrıca gerek yok herhalde…
Peter Sellers‘ın Blake Edwards ile Pembe Panter serisi dışında çalıştığı tek film olan The Party yakın zamanda Türkiye’de epey bilinen bir film haline geldi. Lombak, Penguen gibi popüler yayınlardaki karakterler arası konuşmalarda konu edilmeye başlandı.
Geçen gün okul için izlemem gereken bir kaç filmi alırken görünce dayanamayıp bu filmin de DVD’sini alıverdim. DVD içinde ek bir disk ile filme dair prodüksiyon ropörtajları da konmuş… Üzerine onlarca efsane duymuş olmama rağmen bilmediğim bir şey öğrendim, film aslında klasik sessiz komedi filmlerinin bir yeniden yapımı olarak hayal edilmiş. Blake Edwards’ın asıl derdi, Chaplin klasikleri gibi bir sessiz film çekmekmiş… Sonra Sellers’la çalışmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlamış ve böyle bir film için komik sayılacak uzunlukta (63sf.) senaryoyu koltuğunun altına alıp çekime gitmiş…
Konumuzla The Party filminin asıl ilgisi ise şöyle… Blake Edwards’ın ropörtajına göre, tiyatral plandaki devamlılığı çözebilmek ve sahneleri önceki olaylara göre kurabilmek için sinema kamerasına ek olarak video kafası yerleştirilip oyuncuların çekimleri anında ekrandan izlemeleri sağlanmış.
Eeee diyeceksiniz, ne var bunda… Yıl 1968… İnsanlar filmlerinin daha iyi olabilmesi için gerekli olanı tanımlayıp, yoksa yaratıyorlar… Bizim memleketimizde de parasının yettiği en alengirli alet alınıyor, ihtiyaç yoksa da kullanılıyor… (Bkn: vizontele’deki flycam adı verilen öküz gibi pahalı vinç sistemleriyle çekilen ve hiçbir manası olmayan sahneler…)

Pazar yazısı tadında oldu biraz… heheh… sabah taze taze dvd’yi takıp bunca yıl The Party filminden mahrum kalmış olan ablama arayı kapaması için bir fırsat vermek istedim de… Sonu bu yazı oldu…
Tags:
Sinema
Nicholas Cage kara listemden nasıl çıktı…
23 October 05, Sunday @ 00:19
Mesaj çok hafif düzeyde spoiling (öyküye dair sürpriz gelişmeleri önceden söylemek) içeriyor.
Lord of War‘u izledim bir ay sonra (en sonunda). Daha önce Gattaca ve The Truman Show filmlerinden bilinen bir isim, Andrew Niccol hem yazmış bu sefer hem de yönetmenlik koltuğuna geçmiş. Aslında iyi de etmiş, bazı detaylar dışında gayet başarılı bence…
O detaylar da aslında filmi gölgelemeye asla yetmiyor. Benim kafama takılan tek ciddi problem Yuri Orlov portresinin aslında bir sembol olduğunu belki de en iyi anlatan karakter, Ava Fontaine’in gerçekliği… O karakterin son derece dramatik kaldığı sahneler, aslında kendi ötesinde anlattığı profili gizlemeye başlıyor ve bu da Yuri karakterinde çizilen politik alegorinin bulanıklaşmasına neden oluyor.
Bunun dışında Uluslararası Af Örgütü tarafından bir basın bülteniyle karşılanan film için kullanılan ifadeler mealen bugüne dek bu konuda çalışan bağımsız sivil inisiyatiflerin anlatmaya çalıştıkları politik oyunu çok başarılı bir anlatımla sinemaya aktarıldığını doğruluyor. Keza film gerçek olaylar temel alınarak yazılmış.
Bu filmi izlemeyi herkese öneriyorum. Böyle bir filmde gayet keyifli bir oyunculuk sergileyen Nicholas Cage’i kara listemden çıkartıp, sevdiğim, görsem “Merhaba, merhaba”nın ötesine geçmekten keyif duyacağımı var saydığım güruha dahil ediyorum. Daha önceki filmlerinde, diğer unsurlar ne kadar başarılı olursa olsun, annesine hüzünlü bir bakış göndererek şeker yiyebilmeyi hiç unutmamış acıklı surat ifadesi yüzünden ismini duyduğumda sarımsak görmüş vampire dönüyordum.
Tags:
Sinema
Elijah Wood’un küçük rolleri…
10 October 05, Monday @ 17:46
TRT-1, Deep Impact‘i yayınlıyor. Filmi daha önce izlediğimi unutmuşum. E.R.’ın tatlı-sert şefi Dr. Kerry’yi görünce, farklı bir rolde Laura Innes için filme takıldım ve birden bire daha önce izlediğimi farkettim.
Film bir çok karakterin konuyla ilişkileri arasında paralel bir kurgu ile ilerliyor ama onu izlediğimi, karakterlerden biri olan kaşif çocuğun başından geçen olaylar gözümün önünden geçiverince fark ettim ve tam o sırada -o ana kadar hep uzaktan gördüğümüz- çocukla gözgöze geldik: Elijah Wood!
Bizim küçük hobbitin, daha önce de küçük rollerini ya da rol aldığı mütevazi yapımlar görmüştüm. Hepsinde de en çok aklımda kalan onun rolleriyle ilgili yaratıcı detayları oluyor… Becerikli çocuk valla…
Tags:
Sinema
İki film birden
09 August 05, Tuesday @ 08:56
Terry Gilliam ‘The Brothers Grimm’i tamamlamak üzere… Filmin senaryosu Scream 3, Ring serisinin ‘batı versiyonu’ gibi filmlerden Ehren Kruger tarafından yazılmış, başrolde de Matt Demon var… Bruce Willis, Brad Pitt gibi oyunculara nasil oynanacağını öğreten, Robin Williams’in huzurevi dışında da işe yarayabileceğini gösteren Gilliam’la Demon’un nasıl bir birlikteliğine tanık olabileceğimizi düşünmek de Kruger-Gilliam ilişkisi kadar merak uyandırıcı…
Eliminating Evil Since 1812, hadi bakalım…
Bunun dışında Ken Loach da daha önce Carla’s Song, My Name is Joe, Bread and Roses gibi filmlerinde birlikte çalıştığı Paul Laverty’le birlikte The Wind That Shakes the Barley adlı bir projeye dalmış… İskoçyadan nasıl çalışma izni alınır da gidip adamın kapısında yatılır acep yahu…
Tags:
Sinema
The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy (2005)
02 May 05, Monday @ 08:49
Bir efsane film oluyor… Bakalım nasılmış…
Tags:
Sinema
Eternal Sunshine of the Spotless Mind
17 January 05, Monday @ 08:51
Massive Attack, Chemical Brothers veee Bjork’un kliplerinden hatırlanabilecek Fransız yönetmen Michel Gondry’nin Hollywood ‘ürün’lerini kullanarak yaptığı Eternal Sunshine of Spotless Mind filmini izledim dün gece… Bizi biz yapan olaylar içinde ilişkilerdeki kırılma noktalarının yeri, bir insanı hayatından silip atmak fiili ve genel olarak zekice düşünülmüş bir sinema kurgusu kavramları açısından mükellef bir yemek yemek kadar lezzetli ve doyurucuydu… sagolsun Gondry abi…
Tags:
Sinema