Previous Page - 1 / 3 - Next Page
Yazının önemli bir kısmına katılmakla birlikte (hoş katılmasam bile senin yazıları okumaktan keyif alıyorum ya neyse) bizim buralarda pardus'un o kadar da hızlı kurulmadığını söylemem lazım. Hele 2gb ramli 4 çekirdekli şu[1] bilgisayara ne kadar zamanda kurulduğunu görsen inanamazsın.
[1]http://www.sun.com/desktop/workstation/ultra24/
Sayın Musa Deniz Uslu,
Anayasa hukuki bir metin olarak, bu konuda teknik tanımlar yapabilir, ancak benim kullandığım ifadeler bireysel görüşlerimi en iyi şekilde yansıttığımı düşündüğüm sözcüklerden örülür ve bana aittir, hangi sözcüklerle konuşacağım konusunda bu tür bir itirazı çok haklı bulamam.
Haydi, onu geçelim, çok tartışmaya açık bir konu değil bence, ama hukuk hukukçulara bırakılsın önermeniz bana tamamen mantık dışı geldi. Hukuk, etimolojik olarak haklar demektir, o hakların sahipleri de, siz, ben ve diğer tüm bireylerdir. O haklar, birileri tarafından bahşedilen ya da bize rağmen tanımlanan şeyler değiller, dolayısıyla hukuk sisteminin sahibi de, bizleriz, planlayıcısı da... Günümüzde Türkiye Cumhuriyetinde bunu parlamento aracılığı ile ve seçimler üzerinden bir yetki devriyle yapıyoruz bildiğiniz gibi.
Bu bağlamda, medeni demokratik ülkelerde, hukuk sisteminin işleyişi ve kanunların önermelerine ilişkin vatandaşların katkıları, o ülkelerin sistemlerini sağlıklı işler hale getirir. Örneğin tıp, o konuda uzman olmayan kişilerin uygulama yapamayacakları bir alan gibi görünmekle birlikte, basit bir ilkyardım eğitimi, o an bu konuda uzman birinin olmadığı kritik durumlarda hayat kurtarmayı sağlayabilir. Hele hukuk, bize okullarda ve aslında meraklısına her türlü kaynağıyla yaşamın kendisinde öğrenilmeye açık biçimde duran sosyolojik bir olgudur. Aklı ve okuma bilgisi olan her medeni insan o konuda bilgi sahibi olup yorum yapabilir, üselik tıptaki gibi bir tehlikeyle (birini bilgisizliği ya da yanlış yargılaması yüzünden öldürme riski olmaksızın) karşılaşmadan yapabilir. İşin ironik yönü, hukuk alanında profesyoneller bu riske sahiptir. Yanlış kararlarıyla insan hayatını karartabilir ya da sona erdirebilirler. (Neyse ki ülkemizde artık idam cezası yok ve hakimler bu ağır sorumlulukla karşı karşıya değiller.)
Bizim, hukuk sistemi üyelerine yardımcı olmamız, adımıza verdikleri kararlarda doğru olanı yaptıklarını hissedebilmeleri için yapıcı ve yardımcı eleştiriler getirerek, sistemin işlemeyen yönlerini tespit edip, o sistemin asıl sahipleri olarak onarma sorumluluğumuzu yerine getirmemiz, bu yükü paylaşmamız boynumuzun borcudur. Egemenliğin kayıtsız, şartsız sahipleri olarak bizim, bu milletin fertlerinin borcudur bu... Öyle işi uzmanına bırakalım demekle içinden çıkılacak türde bir iş değildir bu. Bana sorarsanız o işler örneğin tesisatçılık, inşaat mühendisliği vb. işlerdir. Anlamıyorsanız, yapana hiç bir yardımınız olmaz, bir de işi berbat etme riskine sahipsinizdir.
Ama sahip olduğunuz haklar konusunda fikir yürütmek, sizi ancak daha medeni bir çizgiye taşıyacaktır. Tüm saygımla...
Sevgili Akın, hakim veya savcıların bu teknik pozisyonlarını kerhen, gazetede okuduğum kimi yorumlardan vb. biliyorum. Örneğin Baskın Oran, Yargıtay tarafından iptal edilen kararların hakim sicillerini etkilemesi yüzünden, genel teamüle aykırı davranmaktan hakimlerin çekinmeye başladığına dair bir yorumunu dile getirmişti. Fakat özde bu çok önemli bir ayrıntı değil bence ve elbette hakimlerin yorum alanları başlı başına bir hukuk tartışması.
Öte yandan saygın bir sanatçı ve doktoru, bir fotoğrafta kişilik haklarının ihlal edilmiş olması ihtimalinin tartışıldığı bir davada, her nedense "kaçması ihtimaline karşı tutuklanması istemi" dile getiren tarafı dinleyerek tutuklayan bir hakimin, öyle ya da böyle usüle uygun davranmaya çalıştığı ihtimaliyle birazcık olsun hoşgörebileceğimi düşünüyorum. Hani, hukuka ve tarafsızlığına ve daha rahatça işlemesi için dokunulmazlığına bütün saygım bir yana, bir mahkeme kararına ilişkin fikrim ne kadar olabiliyorsa, o kadar karşıyım bu karara ve verilme nedenine... Bu adamın kaçmayacağı çok açık. Bu nedenle burada hukuk bir hatalı sonuca varmış göründü bana. Bir hakimin bu hatalı kararı vermesi onun kişisel yargısından çok, usülün getirdiği sonuç diye düşündüm, sen nedenini daha başka bir kaynağa bağlamış oldun, eyvallah... Aynı biçimde Youtube'a konmuş iki tane saçma sapan video yüzünden Atatürk'ün manevi şahsiyetinin zarar görmeyeceği, öte yandan yüzlerce bu konuda yapılmış güzel çalışmanın da bu ülkede yaşayan insanlara ulaşmasının engellenmesinin anlamlı olmadığı çok açık. Eğer bu duruma, sistemde hata olduğunu kabul ederek ve bunu inisiyatif hataları, münferit olaylar kategorisine indirmeden yaklaşırsak ancak doğru düzgün tartışabiliriz diye düşündüğüm için böyle bir yoruma uzanmaya gayret ettim. Sürç-ü lisan ettiysem affola... Benim açımdan hadisenin özü sonucu, bu sorunu aşmak için hukuk sistemimizde neleri gözden geçirmeliyiz?
merhaba,
değinmek istediğim iki husus var. birincisi bırakın hukukla hukukçular ilgilensin ve hukuki terimler kullanacağız diye kendimizi şekilden şekile sokmayalım lütfen. ikincisi ve de daha önemli olanına gelince, kuzum açıklarmısınız acaba "Biz Türkiyeliler" derken neyi kastediyorsunuz? sayın (!) başbakana mı özeniyorsunuz yoksa Türklükle ilgili bir sıkıntınız mı var.lütfen unutmayalım " Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes TÜRKtür" (Anayasa md. 66)! milli(!) işletim sistemi çıkarırken milli değerlerimize de dikkat etsek çok daha güzel olur diye düşünüyorum.
iyi çalışmalar dilerim,
saygılarımla.
5651 eğer ben atlamadıysam Avrupa'da bu konuda yapılan en yeni düzenlemelerden biri. Kanun 1 yaşını daha yeni doldurmuşken ve engelleme ile ilgili 8. madde bu kadar açık ve takdir yetkisini tamamen kaldıran bir düzenleme getirmişken hakim ve savcılara kariyer, sicil ya da benzer saiklerle reformcu davranmıyorsunuz demek bence o kadar da haklı değil. Bunun yerine 5651'in hazırlanmasına, gerekçesine bu kanunu hazırlayanlara bakmak lazım. Asıl problem bana kalırsa orada...
Pardus ilk çıktığı günden beridir kullanıcı düzeyinde de olsa takip ediyorum ve gerçekten Pardus'un geçirdiği gelişim başdöndürücü seviyede. Hevesle 2008 yüklemeyi bekliyorum. Ancak maalesef mesleğim gereği(inş.müh.) kullandığım programlar linux desteği vermediği için bilgisayarımda iki işletim sistemi kullanmak zorundayım. İhşallah birgün bunların da üstesinden geliriz. Ancak yazınızı okuduğumda çevremde benimde "Pardus yapar" tavrımın ne kadar haklı bir tavır olduğunu göğsüm kabararak görüyorum. Öyle ya, hem açık kaynak kodlu, hem de ülkemin yüksek oranda emeği olan bir işletim sistemi. Yolunuz açık olsun, hep destek, tam destek...
Tüm ekip adına güzel sözlerin için teşekkür ediyorum ben =)
Hazır dergi demişken bir ara senden bir ropörtaj alalım gelecek sayılar için ;)
Bir çok profesyonel pc kullanıcısının (bizim burada kişisel bilgisayar değil ; doğrudan windows olarak bilinir) aşamadığı sorunları tekbir hamle ile çözmek gerçektenmutluluk verici.
Çok açıklayıcı bir yazı olmuş eline sağlık.
rootfs kde uygulamalarına hazır olsun da kendi işlerimizi de yapalım diyorum.
BU arada eskişehirde R kullananlar--haberi olanlar--- ile ilgili bri görüşmemiz vardı. onun devamını mail olarak yapsak ?
Fikirin ve uygulamanın, asıl işi kod yazmak olmayan bir insan tarafından harmanlanıp ürüne dönüşmesinden daha leziz birşey varsa, o da özgür yazılımın biz insanlara sağladığı özgürlük ve mutluluktur kanımca.
Everybody loves Onur :)
Evet yine harika yazmışsın:) hayretler içerisinde kalemini, şu kapitalist dünyada bu kadar uzak olduğun bir konuda bile bu kadar tutarlı ve detaylı kullanmış olmanı gururla seyrediyorum:)
Yazıya tamamen katılıyorum ancak bir de bu özgeçmişleri okuyan birinin gözünden gördüklerimi ekleyeyim.
Özgeçmiş sade olmalı, evet akış yukarıdaki gibi olmalı ancak afilli ya da değil kişi tüm okul geçmişini tam ve doğru olarak(yılları ile birlikte) cv de belirtmeli.
** Afilli lise ve üniversiteler kadar, kişinin örneğin Adana'lı olması ve hemşerisi ile iş görüşmesi yapması da aynı sonucu doğurabilir.Siz gerçekleri yazın, kalan kozlarınızı görüşme ve sonrasında kullanırsınız;-)
İş deneyimlerinde çok güzel özetlenmiş, çalıtığınız pozisyonda göreviniz okuyan kişinin anlayacağı şekilde tanımlanmalı, işin hacmi, kaç kişi yönettiniz, kaç liralık bütçeniz vardı, hangi projede ne ödüller aldığınız karşı tarafa net bir anlatım sağlar ve görüşmeye giden açık kapınız olur;-) STK çalışmaları ve hobiler kısmında da ustanın yazdıklarına katılıyorum, kitap okumak sinema vs yerine digital fotoğrafçılık bkn. flickr fotoğraf ve yorumlarım...gibi somutlarştırmak faydalı olur.
Her ne kadar Amerika da ayrımcılığa girsede bazı pozisyonlarda (yine örnekler güzeldi) fotoğraf, yaş bilgileri halen ülkemizde bazı pozisyonlarda gerekli bilgilerdir.Pardus da ya da bir call center da resme gerek olmayabilir ama organizasyon şirketlerine başvuran hosteslerin fotoğraflı cv göndermesi görüşme aşaması için faydalı olur.
Özgeçmişteki bilgileriniz Türkiye gibi işsizliğin umutsuzluğa döndüğü ve insanların pozisyona bakmaksızın 10binlerce yere başvuru yaptığı bir yerde öne çıkmanızı ve diğerlerinde olan bilgilerle kıyaslanabilecek bilgiler olmalıdır.(Yani sizin lise bilgileriniz ya da askerlik bilginizdeki eksikler sizi kenarda duran cv ler bölümüne de götürebilir)
CVlerinizi gönderdiğiniz sektöre göre değiştirebilirsiniz, Türkçe gönderin, İng. gönderiyorsanız ve İng A yazıyorsanız hata yapmayın:) Cvnizi göndermeden önce şöyle bir karşıdan okuyun, sizi tanımayan bir kişi bu kadar bilgi ile sizin istediklerinizi öğrenebildi mi?Aslında tüm sihri bu, başkasının gözünden değerlendirin..CV niz net, açık detaylı ve dikkat çekebilirse ilk adımı atlarsınız, sonrası görüşmede sizlere kalmış:)
Yazı o kadar güzeldi ki okurken suratının halini bile görebiliyorum, eklenecek de hiç bir şey yoktu aslında , Koraycığım ısrar ettiği için yazdım:)
Hepimize kolay gelsin
Bu aralar o kadar çok iş başvurusu yapan arkadaşım var ki. Herkese bu yazıyı anlata anlata bitiremedim. Gerçekten çok faydalı bir yazı olmuş. Parmaklarına, yüreğine sağlık hocam. Valla bayıldım :)
Sen yaşarken acı çektin ama benim okurken gülmekten yüz kaslarım sağlam egzersiz yaptı :). Niye bunlar hep bizim başımıza gelir?