Uzun bir aradan sonra yeni linux'larla oynamak... 06 August 08, Wednesday @ 13:32

Eskiden meraktan gnu/linux dağıtımı kurmak ve bir süre kullanmak eğlenceli bir hobiydi, sonra bir süre muhtelif özellik ve tercihleri gözlemlemek ve araştırmak için bir görev gibi sürdü, uzun bir süredirse diğer gnu/linux dağıtımlarıyla pek de içli dışlı olmuyordum.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım kolunun altına bir PlayStation3 koymuş halde, mimari çizimlerde render-farm olarak bu grafik canavarını kullanmak için gnu/linux kurmaya karar verdiğini söyleyerek kapıyı çaldı. Özünde tüm dağıtımlar yeterince kolay kurulur hale geldi denielbilir. Üstelik arkadaşım da Pardus, Ubuntu ve bir iki pek küçük router dağıtımı kullanmış olmasının deneyimiyle kurulumda bir sorun yaşamayacağını tahmin ediyordu. Sağolsun bu değişik deneyimi Sony ve Efes Pilsen'in yanında benimle de paylaşma fikri hoşuna gitmiş, bir şey olursa iki koldan sorunu çözeriz diye düşünmüş, hoşuma gitti...

YellowDog, PPC konusunda en eski dağıtımlardan biri olarak en çok ilgimi çekti, üstelik Mac artık intel işlemcilerle çalışmaya başladığı için PS3 en çok sükse yapabilecekleri yer olarak iyi optimize edilmiş bir kurulum alanı olacak diye tahmin ettim.

Heyhat, gnu/linux dünyasının insanlara blog açtıran kimi özellikleri yerinde durmaya devam ediyor. Redhat teknolojileri (Aslında CentOS tabanlı olan ama biliyoruz ki, CentOS "çok tanınmış bir kuzey amerika dağıtımı tabanlıdır) kullanan Yellow Dog'un DVD görüntüsü 4 gb kadar. Öntanımlı masaüstü olarak E17 tercih edilmiş. Kurulum sırasında paket seçimi için kabaca ofis, geliştirme ortamı ve sunucu seçenekleri sunuluyor. Dilerseniz tek tek paket seçmek de mümkün, ama biz zaten ne var ne yok bakmak istediğimiz için her üç paket ailesini de seçerek "ne bulduysan kur çocuğum" dedik ve kurulum işlemine başladık.

Hani meraklısı PS3 adlı arkadaşın nasıl bir donanımla çalıştığını detaylı olarak görebilir. Ama alemin gördüğü en fiyakalı oyunlar için tasarlanmış olduğu gerçeği uzaktan bir fikir veriyor değil mi? Eh, aynı dakikalarda arkadaşımın eşinin eski dizüstü bilgisayarına da Pardus kurmaya başladık. Çeşitli aksiliklerle "haa, bir dakika..." deyip güç düğmesine sekiz saniye basarak kapatıp herşeye baştan başlamamızı gerektirecek eski bir donanımla (üzerinde 256 mb. ram vardı, ama ekran kartı da aynı ram'i kullandığı için pek bir performans beklemiyorduk...) uğraştığımız o süreçte 4GB'lık YellowDog, yukardaki donanıma sahip bir grafik canavarının üzerine, şimdiye kadar gördüğüm en hızlı masaüstü altyapısı olan E17 ile kurulana kadar, PIII - 256 Ram üzerine üç kere Pardus kurabilirdik. (Fiilen o süreyi aptallıklarla oyalanıp geçirdik, gözümüzle gördük...)

Dert o değil, kurulduktan sonra çok da mutlu olmadığımız bir performans ile karşılaştık, ama büyük olasılıkla ekran kartı sürücülerini yüklememiştik ve dolayısıyla vesa, framebuffer vb. ile HD bir ekrana bağlı olmanın doğal sonucu ile karşı karşıyaydık. Derken fark ettik ki, PPC ortamındaki Linux dağıtımı aslında bildiğimiz Linux dünyasından farklı. Çünkü OpenGL destekli sürücüler, Flash vb. bir çok bileşen yok. WMV oynatabilecek bir özgür kodek yok (para verirseniz yüklediğini iddia eden bir program içinde geliyor olsa da...).

Neyse dedik, bizim derdimiz zaten bunu gündelik bilgisayar yapmak değildi, altyazı ile film izlemek (PS3 ile DivX altyazısı izleyebileceğiniz bir senaryo Sony geliştiricilerince düşünülmediği için, Linux'tan bunu ummak garip kaçmıyor) gibi gündelik işler ve hepsinden önemlisi Render-Farm olarak çalışması diye düşünerek menüye dalıp mevcut araçlara bakalım dedik.

O kadar az uygulama yüklüydü ki, 4GB'lık alan nasıl kullanılmış diye gerçekten merak ettik. Ya rpm'in sıkıştırma oranları gerçekten pek kötü, ya da yüklenenlerin çok önemli bir kısmı görünmüyor. Daha komiği, örneğin Flash'ın resmi linux eklentisinin PPC portu olmadığını gördük ve Gnash deneyebileceğimizi düşündük. Gnash'ın hali hazırda yüklü geldiğini öğrenmemizse bundan daha uzun sürdü. Çünkü bütün bilgileri veren güzel sayfaları Firefox'u ilk açtığımızda göründü, bir daha görünmedi, nerede olduğunu bulamadık.

Bir de 256 ram'li bir Datron'la Debian maceram var, ama çuvaldızı kendime batırmak için şimdilik onu atlıyorum. Belki de hepsi boş, insan alıştığı şey ile mutlu... Yine de, Pardus'un gnu/linux evrenine kazandırdığı önemli çok şey olduğunu düşünüyorum. yüklü gelen uygulama ve kütüphane seçiminin son kullanıcıyı çok mutlu eden bir biçimde tasarlandığını ve yeterince yer kazanmak için yaptığımız tüm geliştirmeleri (lzma ile geçen günlerimiz...) şükranla anıyorum. PS3 sahibi arkadaşım, Gimp'ten OpenOffice.org'a kadar herşeyin yüklü olduğu bir sistemin CD'den çıkıyor olduğuna inanamadığında (ve o an onu ilgilendirmese de, bunların 4-5 dilde mümkün olması...) yaptığımız ve değerini unuttuğumuz bu güzellik geldi aklıma.

Ne yazık ki, kullanıcılarımız ya da daha doğru bir deyişle özgür yazılım dünyasını kendi yaşamlarının hobi alanına çeviren amatörler açısından tehlikeli bulduğum bir bakış açısı var. Bu ülkede politikadan, sağlığa her konuda öyle endişeler taşıyorum ki, bu onların yanında bir hiç, ama Pardus'un deposundan bahsederken az uygulama olduğundan bahsetmek ve bu konuda debian gibi depolarla kıyaslama yapmanın elma ile armut toplamaya benzediğini görmemek gibi... Yani bu blog yazısının, bence şu videodan daha adil bir eleştiri ve uyarı olması gibi.

Pardus, depolarında hedeflediği kullanıcı kitlesine hitap eden temel gereksinimleri fazlasıyla karşılamakta... Yani bilişim okur-yazarı bir masaüstü kullanıcısı bilgisayarını açtığında yapmayı isteyebileceği herşey için gerekli alternatifleri bulabiliyor. kde-apps'ta karşımıza çıkabilecek her türlü acaipliği paketlemek bir hobi olarak değerli olabilir, ancak bir ihtiyaç olduğunu iddia etmek bence projenin hedeflerini anlamayıp, dünyayı kendi bakış açınla sınırlamak anlamına gelir. Dedim ya ülkede genel bir salgın bunu böyle yapmak. Rektör atamalarına ilişkin kanaat geliştirmekten, futbol antrenörlerini değerlendirmeye herhangi bir iş/hizmetin değerlendirilmesinde genel şart ve ihtiyaçlara yönelik makul kararlar verilip verilmediğiyle kimse ilgilenmiyor. Bu da bizi genel olarak boş tartışma ortamlarına taşıyor. Bu da benim kendi dünyamdaki kişisel görüşüm, kimseyi bağlamaz elbette, ancak dağıtımların kullanışlılığı, başarısı, gücü paket deposundaki yazılım sayısıyla falan değil, kullanıcıya fiilen sunabildiğinin kalitesiyle ölçülmeli diye düşünüyorum. Pardus iyi, diğerleri kötü anlamında da değil... 4GB'lık bir DVD'den ihtiyacımı karşılayacak şeylerin çıkmaması, bunlarla ilgili belgelere ulaşmakta zorluk çekmem üzerinden, benzeri eleştirileri Pardus'a da getirerek... Ki Pardus'un bugün sahip olduğu başarı (her ne kadara) bu tip eleştirilerle oluşturuldu... Tipik kullanıcı alışkanlıklarını değerlendirip, proje hedeflerine daha yakın durabilmemiz için eksiklerimizi çıkarıp tamamlama yolunda devam bu bağlamda... Ufak bir TODO yapmaya başladım bile...



Tags: Pardus 

Comments

#1   Necdet Yücel commented 06 August 08, Wednesday @ 19:55

Yazının önemli bir kısmına katılmakla birlikte (hoş katılmasam bile senin yazıları okumaktan keyif alıyorum ya neyse) bizim buralarda pardus'un o kadar da hızlı kurulmadığını söylemem lazım. Hele 2gb ramli 4 çekirdekli şu[1] bilgisayara ne kadar zamanda kurulduğunu görsen inanamazsın.

 

[1]http://www.sun.com/desktop/workstation/ultra24/ 

Post a comment (max. 3000 character)

Your name: Comment: