Geceleri pardusman kıyafetimi giyerek harekete geçmediğim zamanlarda, normal bir insan gibi görünmek için yaptığım işler arasında sinemayla köşesinden kesişen kimi işler oluyor. Arada bu blogda da konusu geçiyor. Bunların bir uzantısı olarak geçtiğimiz hafta 13. Avrupa Filmleri Gezici Festivali'ne katılmak için Kars'taydım. Bir çok farklı güzel anının yanı sıra belediye başkanıyla Pardus üzerine konuşma fırsatını da kaçırmadım. Ancak böyle görüşmelerin sonuçları ağır pişer, Pardus'a ilişkin güçlü anektod tabii bu görüşmeden hop diye çıkamadı...
Daha güzeli, bir gün otel lobisinde kucağımda dizüstü bilgisayarımla çalıştığım sırada yaşandı. Kaçırmadan okumaya çalıştığım ve fırsat buldukça katkıda bulunmaktan da inanılmaz keyif aldığım Altyazı dergisi ekibi de festivali takip ediyordu. Lobide aynı oturma bölümüne toplanmış bir yandan kahvelerimizi içerek laklak yapıp öte yandan işimize gücümüze bakıyorduk. Bu sırada bana uzak tarafta yaşanan kimi konuşmalara kulak misafiri oldum. Gerçekten içinden çıkılamaz korkunç bir soruna müdahale etmesi için Pardusman'ı çağırmak zorundaydım.
Yapılan bir ropörtaj sırasında çekilen 2-3 kare fotoğrafın seçilip baskıya hazırlanması gerekiyor ancak fotoğraf makinasının RAW (ham) biçimi bilgisayarlarında yüklü olan model ismi CS1 olan bir yazılım tarafından algılanamıyordu. Daha kötüsü fotoğrafları aktarmalarını sağlayan kart okuyucunun sürücü CD'si yanlarında olmadığı için CS2 olan ve bu RAW'ları JPG ya da TIFF'e dönüştürmesi mümkün olan bir bilgisayara fotoğrafların yüklenmesi de söz konusu değildi.
Gömleğimi usulca çıkarıp Pardus tshirtüyle yanlarına yaklaştım (yok artık.. tamam şaka) ve "alayım o kartı" dedim... yukardaki sorunları tekrar etmeye başladılar, sözlerini kestim "alayım o kartı" dedim.. aldım, taktım, bütün fotoğrafları kopyaladım. ekranı dolduracak şekilde önizleme görüntülerini yaydım. Yanlarına ışık bilgilerini, histogram eğrilerini falan açıp sorunlu olan var mı diye kontrol ettim. Bir iki temel düzeltmeyi yapıp ham kopyalarıyla birlikte JPG'ye çevirip hepsini birden karta tekrar yazıp verdim.
"Abi o nedir, ne kullanıyorsun sen?"
"Pardus... :) Denemek ister misiniz?"
"Sürücü falan gerekmiyor mu?"
"Yahu bırak, ne sürücüsü, standart bir usb kart okuyucu bu, nasıl çalıştığı, ne işlem yaptığı belli. Yıl 2007, bu saatte bu kadar standart bir protokol için CD mi taşınır, asıl siz nasıl bir sistem kullanıyorsunuz yazık size..."
Tadında hava atarak tamamladığım konuşma sonucu hem pek sevdiğim dergiye ufak bir yardımım dokunmuş hem de Pardus'un gücünü bir kere daha ispatlama şansım doğmuştu... Ve gördük ki, Pardus için "peki falanca yapılabiliyor mu" diye sorguya çekilme ve kimi sorulara kem küm diye hayır deme dönemi geride kalmış... Pardus çoktan hazır... Ya siz?
Tags: Pardus
Comments
Gerçekten çok hoş bir makale yazmışsınız.İnsanı PARDUS'a teşvik ediyor.Bu işletim sistemini kullandığım için kendimle bir kez daha gurur duyuyor.Size çok teşekkür ediyorum.
Bir çok profesyonel pc kullanıcısının (bizim burada kişisel bilgisayar değil ; doğrudan windows olarak bilinir) aşamadığı sorunları tekbir hamle ile çözmek gerçektenmutluluk verici.
Pardus ilk çıktığı günden beridir kullanıcı düzeyinde de olsa takip ediyorum ve gerçekten Pardus'un geçirdiği gelişim başdöndürücü seviyede. Hevesle 2008 yüklemeyi bekliyorum. Ancak maalesef mesleğim gereği(inş.müh.) kullandığım programlar linux desteği vermediği için bilgisayarımda iki işletim sistemi kullanmak zorundayım. İhşallah birgün bunların da üstesinden geliriz. Ancak yazınızı okuduğumda çevremde benimde "Pardus yapar" tavrımın ne kadar haklı bir tavır olduğunu göğsüm kabararak görüyorum. Öyle ya, hem açık kaynak kodlu, hem de ülkemin yüksek oranda emeği olan bir işletim sistemi. Yolunuz açık olsun, hep destek, tam destek...
Göz yaşları içerisindeyim efendim! Ellerinize sağlık hem Pardus için hem de bu olayı bu kadar eğlenceli aktardığınız için...