Hem değer istiyoruz, hem özgürlük... 28 January 07, Sunday @ 16:54

Milli takımımızın sevgili kaptanı Çetin Meriçli, bir konuşmamızda Türkiye sanayii devrimini ıskalamış olduğu için bu ülkede doğup büyüyenlerin elle tutulmayan üretimlerin değerlerini tanımlamakta zorlandıklarına dair nefis bir tespitte bulunmuştu. Bu nefis tespit, ne yazık ki, talihsiz bir zeka gösterisinin ardından gerçekleşmişti ki anmadan geçemeyeceğim: ismi lazım değil meşhur bir üniversitemizin dillere desten makine mühendisliği bölümünde görevli bir öğretim üyesi "o robotları siz yapmadıktan sonra program yazsanız ne olur" demiş ve Çetin de bu YÖK mucizesinin halet-i ruhiyesini anlamaya çalışırken işte bu tespiti yapmıştı.

Pazar pazar bu hikayeyi hatırlamama yol açan, Türkiye'de emeğin soyut üretime dönüştüğü alanda değerinin bilinmesiyle ilgili bir başka tartışma oldu... Camiasındakiler bilir, Enis Batur yönetiminde parmak ısırtan bir politikayla Tristram Shandy, Moby Dick, Don Quijote gibi klasiklerin harika çevirileri başta olmak üzere bir çok başarlı yayını gerçekleştiren, edebiyat çalışmalarına reklamlarıyla, sponsorluklarıyla destek olan YKY, banka Koç grubuna satıldıktan sonra epey bir sarsıldı. Bir futbol takımının yönetimi değişti havası esti desek yanlış olmaz...

Bugünlerde YKY işte bu sarsıntının artçı şokları sayabileceğimiz bir şekilde ve bu sefer yaygın medyaya yansıyan tartışmaların odağında: Yayın hakları kendisine ait bir çok şiirin amatör web sitelerinde yayınlanmasına karşı savaş açmış görünen YKY, şiir meraklıları, şairler ve telif hakları konusunda fikir sahibi insanların taraf olduğu eski/yeni bir tartışma...

ntvmsnbc.com'da konuyla ilgili haberde  görüşlerine yer verilen Haydar Ergülen özetle şiir okuyucusunun kısıtlı olduğunu, kitap satışlarının düşük olduğunu ve zaten bu açılardan baktığımızda şairlerin emeklerinin karşılığını almakta zorlandıklarını düşünerek YKY'na destek vermiş.

Bu durumu protesto edenlerse (özellikle bu tartışmanın ana eksenindeki şairlerden birinin Nazım Hikmet olması nedeniyle bir çok sol oluşum bankalar sanata bulaşmasın sloganlarıyla sokağa döküldü) sanatın metalaştırılması kaygılarını dile getiriyor.

Sanırım YKY ve Ergülen'in atladıkları ve muhaliflerin de vurgu yapmayı ıskaladıkları bir ayrım söz konusu, bu ayrım da henüz malesef yazılım camiası dışında yeterince tanınamayan özgür yazılım modeliyle çok rahat anlaşılabiliyor.

Ergülen'in hayalgücü yazdıkları için hayatını geçindirecek paranın ödenmesini sağlayan tek bir model ile sınırlı. Bu model, yayınevlerinin yayın haklarını satın alarak yazara emeğinin karşılığını ödemesi ve yaptıkları yayınlardan elde ettikleriyle bu ödemeyi geri almalarına dayanıyor. Basit ve çağdışı bir model. Kapitalizm açısından baktığımızda son derece ironik bir sorun var: bu model bir yayınevinin diğerlerinin rekabet olanaklarını kısıtlaması ilkesine dayanıyor (hani sosyalizm rekabet olmadığı için işlemezdi). Dahası bu rekabetin illa maddi dönüş üzerinden olması gerekmediği de YKY örneğinde görülüyor. Maddi çıkar beklemeyen, tamamen içerik paylaşımını, kültürel bir ortaklığı hedefleyen amatör şiir siteleri YKY'na rakip görülüyor. Kapitalizm yerine özgürlükçü açılardan yaklaştığımızda durumun zaten problemli olduğu aşikar, onu detaylandırmaya çok da gerek yok...

Oysa özgür yazılım modeli gösterdi ki, fikri mülkiyet sınırları içinde gerçekleştirilen sektörlerde üretim pekala hakların kısıtlanmasına gerek olmaksızın sürdürülebiliyor. Bugün ürettiği kaynak kodu özgürce dağıtan ve bu kodu ürettiği için para kazanmaya devam eden binlerce proje bunun en açık örneği. Bu neden kültürel alanda da böyle olmasın?

Bu örneği vermeyi seviyorum,  Tool grubunun son albümü 10.000 Days yayınlandığında müzik sektöründe bir CD satabilmenin yeni ve önemli bir nedeni/itkisinin, fikri mülkiyet değil şarkı ve CD arasındaki meta ayrımı olabileceği mükemmel bir örnekle (bunu daha iyi anlatabilecek bir tasarım düşünemiyorum) ortaya konmuştu. Grup üyeleri endüstriyel tasarımcı oldukları için Tool'un video kliplerinden, CD kapaklarına bir çok görsel tasarım öğesi her zaman güçlü olmuştur. Son albümde CD kitapçığı olarak her şarkı için ayrı ayrı hazırlanmış özel bir tasarıma sahip 3B bir kitap geliyor. Kim kıyıp da korsan mp3'leriyle yetinebilir ki? elbette o mp3leri indirmek, seyyar müzikçalarlar açısından hala mümkün ama o müziği, o grubu seven ve yaptıkları işi takdir eden her müzik sever için albümü "ürün" olarak edinmek bir başka öneme sahip olacaktır. (Kendi arkadaş çevrem için öyle oldu, tabii bir de burada korsan müziğe savaş açan yetkililerden adam gibi ihracat politikaları bekliyoruz demek gerekir, bulamadığın albümü mecburen indiriyorsun...)

Aynı perspektifle yaklaşınca bir şairin yayın haklarını almak, o şairin hafsalasının ürünlerini, tasarımcılar, editörler ve yayıncıların yeteneklerinin ürününe çevirmek için bir anlam ifade etse olmuyor mu? YKY gibi koskoca bir yayınevi, hazırladığı, bastığı kitapları kalitesiyle sattırmak yerine içeriğini kendine özgü tutmak zorunda mı? Don Quijote'yi klasik edebiyat dersi için "çalışmam" gerektiğinde bulana kadar canım çıkmıştı. Kütüphanedeki kopyası erken davranan sınıf arkadaşımca alınmıştı ve bir yandan tam bir basımının kütüphanemde olmasını çok istediğim bir kitaptı... Üç gün kadar Ankara'da gezmediğim kitabevi kalmadı ve sonunda gerçekten acelem olmasa almayı asla tercih etmeyeceğim saçma sapan bir baskıyı ancak bulabildim. Yaklaşık bir iki ay sonra da YKY-Kazım Taşkent serisinden yayınlandı (hain felek). Ne yaptım biliyor musunuz, gidip onu da aldım. Çünkü değer verdiğim, henüz okumamış olan arkadaşlarımla mutlaka paylaşmak istediğim böylesi bir romanı sevdiğim kadar, ona ulaşmamı sağlayan medyanın, metanın da değerli olmasını önemsedim. İşte bir yayınevinin para kazanmaya ve şaire ödeme yapmaya devam edebileceği en önemli nokta. Üstelik şiirler okunmak ve paylaşılmak için özgür, basılmak için izne tabii olduklarında daha çok yayınevi tarafından ödeme yapılan şairler geçim sıkıntısını daha az hissedebilir... Tabii bunlar özgür bir ortamın vahşi rekabet ortamına göğüs germeyi, sen-ben-bizim oğlan beyoğlu çeteleri kurup kendini şairden saydırmaktan vazgeçmeyi, popülist olmadan tanınır olmayı becermeyi falan gerektirir. Yani gerçekten yazdıklarını insanlarla paylaşabilmenin yollarını arayan, düşünen, üreten entellektüeller buna cesaret edebilir. Eh Türkiye şartlarında böyle şeyler zor olduğu için de yarin yanağından gayrı herşeyi hep birlikte yapmak isteyen bir şairin şiirlerine bir banka el koyabiliyor...

Oysa bakın on binlerce proje, milyonlarca satır kod ve mutlu mesut üretimlerine devam eden binlerce programcı/kullanıcı ile gösteriyoruz ki başka bir dünya, başka bir üretim şimdiden mümkün... Hem üretimlerin değeri bilinsin istiyoruz, hem özgürlük... ve dünya ikisinin aynı anda mümkün olduğu yönde değişiyor...  

Şiirleri, müzikleri, filmleri özgür bırakın... Onlar kimseye değil, insanlığa aittir, onları üretenler yalnızca insanlığın ortak aklına sözcülük edenlerdir ve bu becerileriyle her zaman layık oldukları saygıya sahip olacaklardır. Ekonomiye gelince alternatifleri yukarda açıklamaya çalıştım, herhangi bir arama motoruna girip dahasına da bakabilirsiniz. Lawrance Lessig'in kültür endüstrisine özgüzlükçü alternatifler için yazdıklarını okuyabilirsiniz... Nasıl olsa bunlar yarın öbürgün olacak, siz de "bekleyeceğinize" değişimin bir parçası olun... Özgürlük için...



Tags: Genel