Flash kapandıkça Gnash büyür mü? 26 March 08, Wednesday @ 13:26

Buradaki (ingilizce) haberde görebileceğiniz gelişme (rss'leri topluca okumak için erteleyince böyle geç de olsa) özetle şudur: Flash videolar DRM kontrollü yayın yapılabilir hale getiriliyor... Özgür bir çeşitlemeye olan ihtiyaç bu durumda daha da acil hale geldi. 

Açık kaynak kodlu, özgür bir Flash alternatifi olan Gnash de 5 Mart'ta beta sürümü olarak 0.8.2'yi yayınladı... Haydi Gnash!



Tags: Pardus   ,  Comments: 2
Bayrak yarışı ve güzel haberler 21 March 08, Friday @ 10:27

Pardus projesi ayağa kalktığından beri kimi zaman hüzünlü vedalara sahne oluyor bloglarımız... Yaşamın getirdiği dönemeçlerde bizden "tam zamanlı" anlamıyla savrulup biraz uzağa çekilen, sonra dayanamayıp öteden beriden gene işin ucuna yapışan geliştiricileri selamlıyoruz yılda bir iki kez...GSOC

Bu, bir hüzünlü veda yazısı değil. Tüm o yazılardan sonra olup bitenler hakkında birazcık daha somut bilgi verebilmek amacıyla, gidenler nasıl bıraktılar yerlerini hatırlamak için yazılan bir yazı...

Son aylarda, herkes merakla 2008'i beklerken, arada bir dönem oldu ki, biz de 2008'i merakla beklemeye başladık. Kafalarımız karışmış, herkes her işe (kimi zaman yaptığımız gibi) koşmaya başlamıştı. Tabii bu günler kısa sürdü ve herkes birbirinin pozisyonunu sağlamlaştıracak, yapılan işi destekleyecek şekilde toparlanmakta gecikmedi. Yani Scotty ışınladı bizi, ışın kalkanlarını açtık, herkes yerini aldı. Ancak o sırada fark ettik ki, biz vedaları sevmeyiz diye kimi yerleri boş bırakaduralım, proje sürmek için o koltuklarda bir ağırlık istiyor... Ki zaten projenin en sevdiğimiz tarafı, herkes yerini kendi kendine buluverdi.

Bahadır, bir süredir geliştirme sürecinde ortaklık ettiği Gürer'in ayrılışını takiben o görevin tamamını çekip çevirmeye başladı. Olup bitenleri siz de Çomar 2.0'la göreceksiniz... (Eli biraz koda yatkın olanlar geliştirme ağacında hali hazırda görüyordur da...

Gökmen bir süre önce devralmış olduğu Yalı'yı yeni bir ana sürüm hazırlığında baştan aşağı düzenlemeye koyuldu, hızını alamadı qt4 ile yazmaya başladı, ortaya ilginç bir Yalı çıktı. Ağ yöneticisinde de otomatik kablosuz tanıma gibi güzel özellikleri zaten görmüştük. Şimdi hazıra konma Gökmen, ağ yöneticisi daha çok özellik bekler diyoruz, o da acı acı klavye başına çöküyor...

Gökçen, İsmail'in işleyişini pek güzel tasarlayıp yürüttüğü güvenlik bayrağını devraldı. *-kit uygulamaları için entegrasyonlar, KDE geliştiriciliği gibi meziyetlerin doğal sonucu herhalde, kan çekiyor...

Pınar arayüz konusundaki deneyimini yeni tasarımcılarımızdan Gökhan'la birleştirip bir Kaptan yaptı ki, niye sadece bir kere çalıştırdığımızı düşünüp hayıflanıyorum. Pardus'a özel bütün yönetim yazılımlarında Pınar'ın yeni katkılarını göreceğiz 2008'de...

Pardus'un alamet-i farikasının mimarı Umut'un yeni işleri ve yine tasarım ailemize yeni katılan Banu'nun yeni simge setini de 2008'de görebileceğiz...

Fatih, sessiz haliyle hiç çaktırmadan hem xorg ailesinin entegrasyonu hem de ilk günden beri çok hayrını gördüğümüz xorg.py (ve yeni ya da kod adıyla zorg.py) yaklaşımını bir almış, monitörler ve diğer görüntü aygıtları ailesinde ilk çıktığımız günlerdeki gibi, akranlarımızın bir adım önüne zıplayıvereceğiz gibi görünüyor. Yürü be Fatih diyorum tüm kalbimle, gerçekten acaip bir şeyler oluyor ekranlara!

Sevgili Ozan'ın ne yaptığını bir süredir anlayamıyordum, meğer böylesi sinsi bir altyapı, yaşanmadan anlaşılmıyormuş. 2008'de yerel yazıcı desteği konusunda gerçekten çok mutlu dakikalar bizi bekliyor. (Daha önce birisi bana program yazmayıp, arkaplanda otomatik yapılandırma yaptığını söyleseydi ya... Printer takmam gerekeceğini ne bileyim ;) [smilyden anlamayanlara:şaka, şaka..]

...ve tabii görevleri baştan beri çok değişmemiş olan, bu nedenle azıcık tuhaf bir gülümsemeyle aramızda dolaşan diğer sevgili dostlarımız... 

Faik, kendi teknolojilerimizin geliştirme süreçlerini yönettiği 'teknik direktörlük' görevine ek olarak gerçekten inanılmaz hızlı çalışan yeni bir PiSi sürümünün verdiği gevrek bir gülüşle kitaplarının arasına gömülüyor molalarda... Çağlar depoları birbirine katıp sonra keyifle piyanosunun başına oturuyor korku filmlerinde şatosunda org çalan şeytanlar gibi... Onur donanımların, videoların, oyunların ve ekran kartların dünyasından pek dışarı çıkamadığı için kendisini göremiyoruz, gören varsa söylesin onu çok özledik, arada kendine de vakit ayırsın...

ve 2008'le ilgili son haber de, yeni sürüm yöneticimiz, asabimiz, amcamız, Dedemiz: Ekin Meroğlu... Kök dosya sistemlerinden, yine övgü dolu incelemelere konu olacağını umduğumuz pırıl pırıl bir sürüme giden yolda bir adım önümüzden geçerek, en amca haliyle hepimizi azarlamaya doyamayacak takım kaptanımız bu kez Ekin... 

Ah... Serbülent, unutmadım seni... Serbülent de, deponun sağlıklı işlemesiyle ilgili test süreçlerini yürütüyor. Özgürlükİçin.com camiasındaki gönüllü test ekibimiz ve Serbülent bu süreci iyice rayına oturttuklarında bugüne dek bir iki kişinin telef olması pahasına yürüyen kararlı ve performanslı uygulamalar iddiamız, bir camia tarafından başarıyla sürdürülüyor olacak...

...ve çalar saat mesaiyi haber verir, rüya biter... Hadi, madem herkes biliyor ne yapacağını, koşun, camia sürüm bekler!

hamiş: Bir de GSoC'a kabul edilmiş olmamız var ki... Tadından yenmez... Zaten geçen sene ki muhteşem staj sürecini gölgede bırakacak yeni bir senenin geldiğini düşünerek heyecanlanıyorduk, bir de paralel olarak iki staj programı birden yürütebiliyor olacağız... Mutluyuz, gururluyuz...



Tags: Pardus   ,  Comments: 1
Yeni staj dönemi başlıyor! 13 March 08, Thursday @ 13:26

Geçtiğimiz yaz ayları boyunca Pardus ofisine gelerek, okul müfredatlarındaki zorunlu stajı gerçekleştirirken, projenin de çalışanları olan arkadaşlarımızın katkıları bize büyük bir ivme kazandırmıştı.Staj

Bu yaz da, proje kapılarını yine stajlarını Pardus'ta yapmak isteyen öğrencilere açıyor. İmzalı paket altyapısı, PTSP yönetimi gibi kurumsal ihtiyaçların yanında, internet paylaşımı, ağ yöneticisinden bluetooth, Ad-Hoc vb. desteği sağlanması ya da Açılış Yöneticisine iyileştirmeler, parmak izi okuyucusuyla ya da Akıllı Kart'la giriş yapılmasını sağlamaya yönelik yenilikler gibi bir çok önemli teknolojinin geliştirilmesinde görev alacak stajyer adaylarının yanı sıra, Pardus'la ilgili önerilerin ya da Pardus seçkilerinin paylaşılabildiği iki farklı web arayüzüne yönelik web programcısı adaylarına ve bu sene ilk kez mühendislik alanının dışına çıkarak film yapımcılığı üzerine okuyan iletişim, sinema, tasarım öğrencilerine yönelik Pardus Tanıtım Filmi hazırlamaya yönelik bir çok farklı konuda staj yapma olanağı sunuyoruz.

Ayrıntılı bilgilere http://www.pardus.org.tr/staj adresinden ulaşabilirsiniz... Son başvuru 18 Nisan Cuma mesai bitimi... Çok hızlı bir değerlendirme yaparak takvimi bir an önce hayata geçirmeyi planlıyoruz... Staj sayfasını ve orada önerilen, değerlendirme yazılarını okuyarak başvurularınızı hazırlamanızı tekrar hatırlatırız...



Tags: Pardus   ,  Comments: 0
Bir boykot çağrısı var, dalga dalga yayılan... 20 February 08, Wednesday @ 00:52

Daha önce bilöker'de, boykot işler mi konusunda bilgi/ima karışımı bir yazıyı 2006 Ekim ayında yayınlamıştım. Daha önceki bazı haberlere ve o günün tartışmalarına atıfta bulunarak bir boykot bugün ne denli işlevsel diye sorgulamıştım.

Hem bu bağlamda, hem de alanı dışında gerçekleşen bir boykot kapsamında, bugün de aynı soruyu yinelemek gerekiyor. Bir ufak farkla: Bir politik duruşun varlığı!

ScriptumLibre.org Foundation, TrendMicro için bir boykot çağrısı yayınladı. Kampanyanın temelde hedef aldığı problem, TrendMicro'nun, bugün Pardus'ta ve çoğu GNU/Linux dağıtımında tercih edilen ClamAV programının, Barracuda Networks firması tarafından kullanılma yönteminin, kendi patentlerini ihlal edecek biçimde kullanılmasına karşı bir dava açmış. Davaya karşı tepkisini "Barracuda Networks, Özgür/Açık Kaynak Kodlu yazılımları, TrendMicro'nun patent tehdidine karşı savunuyor" başlığıyla yayınladığı bir basın bildirisinde Özgür Yazılım Vakfı (FSF)'nın hukuki konularda sözcüsü Eben Moglen'in "Patent kavramının yazılım konularında istismar edilmesine karşı, birleşik bir savunma gerçekleştirmemiz gerekiyor. Barracuda Networks gibi firmaların bu konuda özgür yazılım camiasıyla ilişkileri sıkı tutması çok olumlu bir adım ve biz de üzerimize düşeni yapacağız" şeklindeki açıklaması alıntılandı.Boycott Trend Micro

FSF, LKD gibi üyesi olduğum, özgür yazılım camiasının çeşitli ölçek ve muhataplar karşısındaki resmi organizasyonları, bu boykot çağrısını destekliyor.

Bence, özgür yazılım camiası içinde TrendMicro gibi bir firmanın ürünlerine yönelik önemli bir tüketici kitlesi olmayacağı için boykot çağrısı, anlamlı bir pratik karşılık bulamayacak.

Öte yandan, politik olarak bir tavır alma gerekliliğine, camianın bu konudaki deneyimsizliği, beceriksizliği ve naifliği göz önüne alınınca, Moglen'in sözleri, TrendMicro'ya karşı bir tavır olmaktan çok öteye hitap ediyor ve tam da bugün edinilmesi gereken bir tavra işaret ediyor.

Tüm özgür yazılım camiası olarak, birbirimizi bu konularda yalnız bırakmayacağımızı, yazılım patentlerinin, yazılım mühendisliği ve bilişim/bilgisayar bilimlerine ilişkin önemli bir saldırı olduğu konusundaki tespitimizin gerektirdiği tavrımızdan geri adım atmayacağımızı göstermemiz gerekiyor.

Bu bağlamda, aslında ekonomik olarak bir yaptırım gücümüz olmayacaksa bile, TrendMicro'ya uğraştığı firmanın tek başına Barracuda Networks ya da ClamAV olmadığını, bütünüyle özgür yazılım camiasını karşısına almayı göze alması gerektiğini göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Üstteki görüntüye tıkladığınızda, sizi (henüz doğru düzgün bir yerelleştirme/uluslararasılaştırma yapılamamış olsa da) boykotla ilgili ana buluşma noktasına taşıyacak. Bu sözlere, ilkelere inanıyorsanız bu sanal pankartı taşımak bile bir katkıdır... Özgürlük için...



Tags: Pardus   ,  Comments: 0
Bir 20. yıl kutlaması? 19 February 08, Tuesday @ 00:32

Elektronika 60Alexey Pajitnov, Sovyet Bilimler Akademisindeki çalışmaları sırasında, bir Электроника 60 kullanarak bir program yazdı. Yıl 1985.

Sovyet hükümetinin (o dönem ki algıyla halkın olarak da nitelendirilebilir) fikri mülkiyeti dahilinde üretilmiş olan işbu program, bundan tam yirmi yıl önce sovyetler'den batıya ihraç edilen ilk yazılım oldu.

Kısaca ELORG olarak bilinen ( Elektronorgtechnica) Sovyet Yazılım ve Donanım İhraç Bakanlığı tarafından savunulan haklar uluslararası ticareti pek iyi kıvıramayan Sovyetlerce henüz kimseye verilemeden, onu keşfeden İngiliz yazılım firması Andromeda, yazılımı Spectrum HoloByte'a satılıvermiş.

Yıllar sonra Sovyetler'in dağılmasıyla özelleştirilen Elorg, bugün onu ünlü eden Pajitnov'un yönetiminde, yazdığı o efsane yazılımın haklarını yönetmeye devam ediyor.

Bugün haklar ve diğer konularda hangi yöne gitmiş olursa olsun bu yazılım ve firma, tanınmışlığı, yaygınlığı, sınır tanımazlığıyla o yazılım sözcük anlamıyla halkın oldu...

Çoktan tanımışsınızdır: Tetromino Tennis'in kısaltması olarak tanımlanan Тетрис, yani Tetris.

Dünyaya açılalı 20 yıl oldu. Geçtiğimiz gün "acaba sovyetler bilgisayar/yazılım olarak ne kullanıyordu?" diye başlayan bir konuşmanın sonunda edinilen acaip bir bilgi...



Tags: Genel 
Simpleviewer sevenlere Python'ca bir çözüm... 14 February 08, Thursday @ 23:53

Senaryomuz şu: İnternetten erişebildiğimiz bir sunucuda, bir sürü dizine dağılmış büyük hacimli fotoğraflar var. Grafik arayüzü ağdan kendi makinamıza alamayacağımız bir bağlantı hızındayız ve olsa da bu durum başka etkenler gerektirebiliyor (bulunduğumuz yer de, sunucu da her portu kapalı birer güvenlik duvarıyla birbirinden izole vb.) dolayısıyla bu dizinleri birer Simpleviewer galerisine çevirmek için, Airtights Interactive'in önerdiği server-side (sunucu tarafındaki) otomatik çözümlere ihtiyaç duyuyoruz...

Öte yandan, söz konusu çözümler otomatik olmakla birlikte işin yine de anlamlı büyüklükte kısmını bizden istiyorlar ve sunucuda olmayabilecek bazı diller ya da modüller kullanıyorlar...

Böyle bir durumda akla gelen ne olur? Haydi bir python betiğiyle bunu çözelim...

rc4simpleviewer bir otobüs yolculuğunda böyle doğdu. Sevgili Gürersan ve caglar10ur'un yol göstermeleriyle, Ekin ve Onur'un destekleriyle pişti ve ilk programım olarak proje deposunda yerini aldı. Aman aman bir iş yaptığı yok, ama yukardaki senaryo ile karşılaşırsanız ve Python yüklü bir (herhangi bir unix benzeri sistemin güncel sürümünde illa ki Python vardır, Mac dahil bizde bir de imaging modülü -pil gerekli ama o da yaygın) sunucu ile uğraşıyorsanız işinizi görecektir.

Betiği fotoğrafların olduğu dizine koyup çalıştırdığınızda simpleviewer 1.8'i indirip, bize gereken dosyaları çıkarıp, size bir dizi soru yöneltecek. Bu sorulara verdiğiniz yanıtlara uygun biçimde galeriyi oluşturup, fotoğrafları gereken şekilde düzenleyip yerleştirecek ve siz o dizine tarayıcıdan erişmek istediğinizde, Ta-ta! galeriniz hazır...

güle güle kullanın... (Senaryonun asıl sahibiyle İngilizce konuştuğumdan ve bu güzel flash galerisini üreten insanlarla da bu çözümü paylaşmak istediğimden herşey İngilizce, soruların Türkçe kopyaları da olacak ilk fırsatta...)

http://svn.pardus.org.tr/projeler/rc4simpleviewer/



Tags: Pardus   ,  Comments: 1
Pardus: Hayatınızı kolaylaştırır... 04 February 08, Monday @ 22:54

Onur KüçükPardus'un yıllanmış, demlenmiş ustalarından Onur Küçük'le şahsen tanıştıysanız bilirsiniz... Onur sessiz bir insandır. Özellikle pardus-kullanıcıları listesinde harcadığı uzun zamanlar nedeniyle, bu aracı kullanmayı yeğleyenlerin aklına yerleştiğine emin olduğum imzasını motto edinmiş, feyz almaya odaklanmıştır... "Bilgi konuşur, bilge dinler..." Konuşmakta acele etmez sevgili Küçük... ve bazen beni çileden çıkarırcasına susar! Söylemesinin çok anlamlı olduğu konularda da susar! Bunun taze bir örneğini, özgürlükiçin projesi kapsamında değerlendirilebileceğini düşündüğüm bir öneriyi tartışırken yaşadık... Özetleyerek (atarak) alıntılıyorum:

Löker: Malum, hepimizde var, hafif deliyiz... ya da nerd diyelim gavurcadan ödünç terimle... bir işi üç kere yapacaksak, beş kerelik emeği harcayıp da bash/python betiği yazmak, konsol açıverip de işleri otomatikleştirivermek yapmazsak duramadığımız bir eylem... diyorum ki, psp'ye video kodlamak, ipod'a arşiv bindirirken 'yahu nasıl olsa sokakta dinleyeceğim, yerden kazanayım' diye ogg/flac'larımızı 128/variable tekrar kodlamak gibi işler için hepimizin kullandığı farklı çözümler var... Gelin bu güçleri bir yerlerde birleştirelim, birbirimizin çözümlerini, püf noktalarını öğrenelim, paylaşalım...

Onur: Bu arada merge isteğine yazmıştım, gördün mü, mencoder'ın profil desteğini epey geliştirmiş durumdayız...

Löker: Gözümden kaçmış abi, anlatsana şu işin aslını...

Onur: Türker (Sezer) mencoder'da öntanımlı yazıtipi belirlenmediği için altyazıların otomatikman gömülmediğini fark ederek çözüm aramaya başlayınca, bir süredir var olan ama çok kullanışlı olmayan profil desteği de gözüme çarptı. Biraz elden geçirip, günümüzdeki ihtiyaçlara uyarlamaya girişince ortaya şimdiki sonuç çıktı.

mencoder -profile psp -o falanca.mp4 dediğinde video dosyası psp'nin ihtiyaç duyduğu standartlara göre hazırlanıyor. Bu normalde, akılda tutması zor bir seri sayıdan kullanıcıyı kurtaran bir şey. Üstelik mplayer/ffmpeg gibi uygulama/kütüphanelerin sürümleri değişince bu konudaki parametrelerde değişikliker yaşanabiliyor. Kullanıcıya bir profil kullanmayı öğretmek daha doğru ve çağdaş bir çözüm.

Löker: Eh abi, harika bir fikirmiş gerçekten, peki bu gelişmeye kaç profil dahil etmiş olduk biz bugün?

Onur: 29 çeşit video için hazır tanımlarımız var, mencoder -profile help komutuyla tam listeye ulaşılabilir. Burada sözü geçen yüksek kalite vb. ifadelerin karşılıkları da /etc/mencoder.conf dosyasında tutuluyor. Kullanıcılar hata takip sisteminden bu konuda iyileştirme önerisi girerek "falanca video tipini profil olarak eklemek faydalı" dediklerinde pakete ek yapmaya çalışıyorum. Önerilerin mevcut profillerden biraz daha farklı olması, örneğin "mevcut bir profilden sadece basit bir parametre farklı" olmaması, teknik olarak doğru olmasını tercih ediyorum, bu sürecin tamamında da listeyi çok kalabalıklaştırmadan işlevsel tutmaya çalışacağım.

Löker: E peki, çok kişisel bir isteğimiz var, sistem genelinde bir yapılandırma önermek istemiyoruz. Nasıl ekleriz kendi bilgisayarımızda bu alana yeni bir profil?

Onur: Ev dizinindeki .mplayer dizini içinde mencoder.conf dosyası oluşturmak uygun bir çözüm yaratabilir. Örnek dosya olarak /etc/mplayer.conf alınabilir. Buradaki dizim kurallarına göre bakmak gerekli... 

Löker: Ah Onur ya, şunları daha sık anlatsan, bu bilgileri daha çok paylaşsak ya...

Onur: :)

hamiş: özgürlükiçin.com adresinde bu tip konularda püf noktaları sadece tarif eden değil, uygulayan çözümleri de paylaşalım önerime olumlu bazı tepkiler geldi, önümüzdeki günlerde bu konuda bazı adımlar atabiliriz... Pardus dediğimiz bir tek 2007, 2008 değil ya...  



Tags: Pardus   ,  Comments: 4
Çığ gibi büyüyen tez... 22 January 08, Tuesday @ 23:29

Özgür yazılım modelini sinemaya uyarlamakla ilgili tez yazmaya kalkar, bir de bunu bu konuda dönüm noktası sayılabilecek bir olayın üzerine kurmaya kalkar, sonra da hem Pardus geliştiricisi olarak yaşayıp hem de "asıl mesleğimizi unutmayalım" diye tiyatro yönetmeden duramazsan böyle olur işte...

Ben tezle ilgili kaynakları bir an önce toparlayıp yazmaya girişeyim dedikçe yeni bazı olaylar oluyor, yeni bazı kaynaklar türüyor...

Burada İngilizce olarak okuyabileceğiniz gibi, Kaltura-MediaWiki işbirliğiyle wiki düşünce sistemi (ki özgür yazılım üretme modeli oluyor çok kabaca) kullanılarak katılımcı sinema yapılması için yeni bir araç tasarlandı.

Buyur buradan yak diyorum, heyecanlanamadım bile, bu gidişle ben her yeni atılan adımın peşinde giderken bu tez nasıl yetişecek diye kaygıya kapıldım sadece... Sonra dedim ki,hiç değilse bir not düşeyim, bir hafta geç kalmış olarak da olsa...



Tags: Sinema   ,  Comments: 4
Geliştirici toplantısının ardından... 22 January 08, Tuesday @ 00:02

Bu yıl Gnome dünyasının pek heyecan verici etkinliği Guadec'e de 7-12 Temmuz 2008 tarihleri arasında ev sahipliği yapacağı bilinen Bahçeşehir Üniversitesi, Yazılım Mühendisliği bölümü başkanı Nizamettin Aydın'ın konukseverliğinde bizi de İstanbul'un "bahardan ödünç alınmış" bir Pazar gününde ağırladı...Bahçeşehir Üniversitesi

Nizamettin hoca sağolsun, biraz son dakikada harekete geçmemize rağmen (geliştiricilerimiz Gebze'dense,İstanbul'da merkezi bir adresi tercih edeceklerini belirtince biraz son dakikaya kaldık) hemen bütün evrak işlerini aradan çıkarıverip bize rahatça sığdığımız bir derslik ayarlayıverdi. Bizi bürokrasiye kurban etmeyişi için şahsına ve bu tür toplantılara mekan sağlama konusundaki tutarlılığıyla üniversite misyonunu yerine getirmedeki ısrarı için Bahçeşehir Üniversitesine teşekkür ederiz.

Erkan Tekman'ın Pardus'un marka politikası ve fikri mülkiyetinin temsiline ilişkin genel stratejisine yönelik yaşanan gelişmeleri anlattığı bir sunuşla açılan toplantı, Beltaş'ı işgal ederek yiyecek stoklarını yağmalamamızdan önce Pardus 2008'in getireceği/gerektirdiği altyapı değişikliklerinin tanıtımıyla sürdü.

Çomar 2.0, qt4 ve onu kullanan yeni Yalı neler getiriyor ve nasıl çalışacaklar sunumlarının yanında, tüm özgür yazılım camiasında en yeni-yaygın değişikliklerden *-kit yapılarının bir tanıtımı ve onlardan (Package-Kit, Policy-Kit gibi) nasıl yararlanacağımıza dair önbilgiler aldık...

Öğleden sonra ben ne yazık ki akademik yaşamımın bir bölümünü (yıllık iznin bir bölümünü kullanan köşe yazarı edasıyla) gerçekleştirmek üzere çalışmalarımı sürdürdüğüm Anadolu Üniversitesi'ne doğru yola çıkmak zorunda kalarak asıl eğlenceli bölümü kaçırdım.

Pardus 2008'in depo politikası, 2007'nin desteklenmesine ilişkin strateji taslağı, küresel özgür yazılım camiasıyla daha somut ilişkiler kurmanın yöntemleri vb. önemli konularda serbest tartışma ortamı olarak planlanmış olan bu bölüm, aslında kararların da alındığı ve önümüzdeki günleri şekillendiren bölümdü... Bu konuda hem günlüklerde hem de geliştirme ortamını takip edenler açısından listelerde ve kaynak kod deposunun raporlarına yansıyacak olan hareketlilikte daha çok bilgi bulabileceksiniz.

Pardus'un, geliştirme ortamının ister izleyici ister katılımcı (ki ikincisini daha çok seviyoruz) olarak herkese açık olduğunu bu sayede tekrarlamış olalım. "İş başvurusu yapmanın altın kuralları" üzerine yaptığım ukalalık sayesinde günlüğüme gelen "yeni izleyici" oranları epeyce artmış. Ay sonuna dek başvuruları kabul ettiğimiz pozisyonlara yapılan kabarık başvuruları da düşününce bazen bu konudaki yönlendirmelerin eksik kaldığını düşünmeden edemiyorum.

Pardus, stajyer ya da eleman alımı duyurusu yaptığında yıllardır Pardus kullandığını yazarak söze başlayan arkadaşları, açık bir pozisyonumuz olmadan da aramızda görmek isteriz. Pardus Genel Kamu Lisansı (GPL) doğrultusunda zaten "kendi malınız" istediğimiz gönüllü katkı, aslında kendi yaşamınıza yönelik yapmanıza yardımcı olmak istediğimiz bir yatırımdan ibarettir. Hani "bu anlatılanın, senin hikayen olması" gibi...

hamiş: Sonradan gelen düzenlemeyle Guadec tarihini Haziran'dan Temmuz'a düzelttim, sağolsun serdar dalgıç ve bir cümle düşüklüğüne yaptığım acil müdahaleyle anlamı yaşatmayı başardım, sağolsun didem kamoy... 



Tags: Pardus   ,  Comments: 0
İş başvurusu yapmak üzerine tavsiyeler... 06 January 08, Sunday @ 20:44

Aslında sanırım çok da haddim değil böyle konularda tavsiye vermek. Gerçi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler adlıcalvin and hobbes bölümde ziyan ettiğim üç sene boyunca, bölümün ana konusu bugünün deyimiyle İnsan Kaynakları olduğu için hepten habersiz değilim bu işin nasıl tasarlandığına dair... Ötesinde sevgili ablam da on yıldır insan kaynakları uzmanı olarak çalıştığı için az çok bu iş farklı sektörlerde nasıl yaşanır onu da uzaktan izlemişliğim var... Yine de, araştırmalara, objektif bazı verilere falan dayanmayan, çokça kişisel yorumlar olarak ele alınmalı bu ukalalığım...

Ablama danışıp da "plazavari" işyerleri bu konularda neler düşünür sormayı pek akıl etmeden giriştim bu girdiyi eklemeye, ama bu konularda çok farklı düşünmediğimizi, onu tanıdığım kadarıyla tahmin ediyorum diyelim.

Aksi belirtilmedikçe, özgeçmişinize fotoğraf koymak gibi saçma sapan bir harekette bulunmayın. Özellikle bunu isteyen firmalar, sizi "stand elemanı, aktör/aktris, manken vb." gibi özel bir pozisyona çağıran ilan yayınlamamışsa da, o firmaya başvurmayın. Tipin önemli olmadığı bir alanda çalışacak insanların buna göre seçilmesine onay vermeyin.

Tip hangi durumlada sorun olabilir? Yüzünüzde bir yanık olması, her yanınızın sivilcelerle kaplı olması gibi bence hiç sorun olmayan ama belki bir bankanın, hava yolunun müşterilerle muhatap edeceği insanlarda tercih etmeyeceği bazı durumları belirlemesi için mantıklı olduğunu düşünelim. Ancak Pardus'a sistem yöneticisi aradığımızı duyurduğumuzda, ne yapalım biz sizin vesikalık fotoğrafınızı değil mi? Kabul edilirseniz, sigorta işlemlerinde, kimlik kartınızda ya da başka alanlarda gerekli görülen fotoğraflar sizden ayrıca istenecektir zaten...

Ayrıca belirtilmeyen durumlarda İngilizce özgeçmiş göndermeyin. Türkçe ilan yayınlayan ve karar mekanizmalarında Türkçe konuşmadığı var sayılabilecek insanlar olmayan kurumlarda bu size gülünmesine yol açacaktır. Hani yurt dışında kurulu olup, Türkiye'de de faaliyet gösteren bir firmaya başvururken, karar verecekler arasında Türkçe bilmeyen insanlar olabileceğini düşünerek böyle bir incelik göstermeniz hoş olabilir. Ancak, örneğin, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kamu kurumuna başvururken bu çok anlamsız olur.

Kariyer konusunda ücretli/ücretsiz danışmanlık veren firmaların tuzaklarına kanarak bildiğinizi iddia ettiğiniz konularda kendinize puan vermeyin. Ne demektir ki html bilgisi 5/7 olmak mesela? O 7 barem neye göre bölümleniyor ve siz hangi 2/7 bölümünü bilmiyorsunuz html programlama yapmanın mesela?

Bunun yerine şöyle bilgi vermenizi önerebilirim: Size bir görev verildiğinde o görevi kimseye gereğinden fazla ekşimeden, mevcut bilginizle ya da İnternet'te ya da basılı kaynaklarda yapacağınız araştırmalar sayesinde kendi kendinize yapabileceğinizi bildiğiniz konuları bildiğinizi yazın. Bunu nereden anlarsınız diye bakacak olursak, önceki projelerinize bakın... Eğitiminiz devam ederken ders konusu olarak da olsa, bir programlama diliyle gerçekleştirdiğiniz özgün bir projenin çalıştığına tanıklık ettiyseniz o programlama dilini bildiğinizi söyleyebilirsiniz. Eğer o alanda uzman olduğunuzu iddia ederseniz ve başvurduğunuz şirket teknoloji alanında çalışıyorsa isminizi Google'a yazdıklarında karşılarına tesadüfen eşleşen şair isim ve soyisimleri yüzünden antolojiler, sizin çalışmalarınızdan daha önce geliyorsa, sizi olsa olsa çay uzmanı olarak işe almayı tercih edeceklerini unutmayın.

Hobilerinizden bahsetmek gibi bir tercihiniz varsa, hobiniz bile olsa o alanda yaptığınız bir işten bahsedin. "Boş zamanlarımda" sözcüğü içeren niyet mektuplarının lise kompozisyonlarını hatırlattığı gerçeğini unutmayın. Amatör olarak (hobiniz olarak) fotoğraf çekmekten hoşlanıyorsanız ve bu fotoğrafları belirli yerlerde paylaşmışsanız (flickr, picasa, deviantart, trekearth, kişisel günlüğünüz vb.) "Fotoğraf alanında yaptığım amatör çalışmalarla ilgili bilgi, falanca siteden edinilebilir" bilgisini vermek, günümüz teknolojilerine uyumunuz, kendinizi geliştirmeye harcadığınız emek gibi konularda kalp fethetmenize yol açacakken; "boş zamanlarımda fotoğraf çekerim" sözcüğüyle araya sıkıştırılmış bir cümle, daha çok yeğeninizin doğum gününde fotoğraf makinasının size ihale edildiği gerçeğiyle bizleri başbaşa bırakmaktır...

Özgeçmişinizin biçimine önem verin. Sade, kolay okunan, hangi bilginin nerede yer aldığını anlamak için zaman harcatmayan bir özgeçmiş her insan kaynakları çalışanının rüyasıdır. Hangi okulu bitirdiğiniz bilgisine ulaşmak için bütün özgeçmişinizi iki kere gözüyle tarayan bir İK çalışanı için artık iyi bir aday olmazsınız.

Galatasaray, ST. Joseph, TED Ankara gibi mezunlarının birbirlerine fetişe yakın duygular içerdiği acaip bir okuldan mezun olmadıysanız ve fakat bir üniversiteden mezun olduysanız kalkıp da oraya hangi liseden mezun olduğunuzu yazarak zaman kaybetmeyin. Eğer öyle afilli bir lisenin mezunuysanız da bence yazmayın, başvurduğunuz yerde çalıştığını bildiğiniz bir abi/ablanıza mesaj atmakla yetinin. Lisede herkes çocuktur. Türkiye liseleri arasında insan seçmeye yönelik bir kalite farkı olduğunu düşünen iyimserlere aldanmayın. Eğer yalnızca liseden mezunsanız tabii yazın hangi liseden mezun olduğunuzu, bu şu anlama gelir: Lise mezunuyum. Yaşamımda bir üniversiteden mezun olmamış ve bana kelime anlamıyla hocalık etmiş insan sayısını düşününce diyorum ki, bu iyi bir şey bile olabilir. Memleketin üniversitesinden de ayrıca hayır mı gördük ki? Ama bu durumu bilmek ister İK çalışanları. Net bilgi de faydalıdır.

Başvurmayı planladığınız kurum size bu konuda belirli bir biçim önerdiyse (lütfen başvurunuzu falanca adresine, konu satırında mercimek yazan bir e-posta ile ve pdf formatında yapın gibi) konu bölümünde "iş başvurusu" yazan bir mesaja cv.doc diye bir dosya göndermeyin. Unutmayın ki, özgeçmişini gönderen tek insan değilsiniz ve gönderdiğiniz özgeçmiş diğerleriyle birlikte bir dizine kaydedilecek. İK çalışanı vatandaşlarımız isminizi hatırlayıp cv.doc dosyasını kaydetmeye çalışırken isminizi dosya isminin yanına eklemeye uğraşınca size inceden bir hal hatır sorma duygusu yaşarlar ve tahminen dosya isminin başına, sizin gibi arkadaşları ifade eden özel bir simge eklerler. Ben örneğin böyle bir dosya göndermem gerekse, verilen referans ve ismimi kullanır, öyle bir dosya gönderirdim. mercimek_koray_loker.pdf gibi...

Tercih ettiğim ve başarılı örneklerde gördüğüm bir başlık dizilimini de ipucu olarak ekleyeyim;

Okunaklı ama sade biçimde isminiz

Eğitim durumunuz

Askerlikle ilişkiniz (bu bence istenmesi çok doğru ve adil bir bilgi değil ama işe yarayan her ipucu, ipucudur...)

İş deneyimleriniz

Başvurduğunuz alanda faydalı becerileriniz (bize başvursanız programlama dilleri, deneyimli olunan sistemlerin bir listesi vb.)

Bildiğiniz dillerin bir listesi

Eklemek istediğiniz kişisel bilgiler (hobileriniden mi bahsetmek istiyordunuz? Ya da topluma yararlı bir STK gönüllüsü müsünüz? Belirli alanlarda dereceler kazanmış bir sporcu yanınızı vurgulamaktan hoşlanıyor musunuz?)

İletişim bilgileriniz (adres ve telefonunuz az yer kaplamıyor, en başa onları koyarsanız, ne iş yapan bir insan olduğunuza daha az önem veriyorsunuz anlamına gelir. Oysa ki nerede oturduğunuz ve e-posta adresiniz, yaptığınız işten daha kolay ve sık değişir...)

Benim 50YKr'um... Bu konuda kim ne yapıyor diye merak edenlere, fikir soranlara... İşe yarıyor mu derseniz, son on yıldır çalıştığım her iş bana bir şeyler kazandıran ve ayrılırken ağlaşarak ayrıldığım birbirinden güzel yerlerdi. Hala da ayrılma günüm geldiğinde gözyaşlarıyla terk etmem gerekecek harika bir işte çalışıyorum. Bunun ne kadar katkısı vardır bilmiyorum, ama olduğu kadar diyelim... Bir katkısı olmuyorsa zaten kazanacak ya da kaybedecek bir şeyiniz de yoktur... Ama Calvin'in de dönem ödevi sunarken dediği gibi, doğru bir sunum başarının yarısıdır ;)



Tags: Genel  Pardus   ,  Comments: 9
Aşkla geliyoruz... 03 January 08, Thursday @ 15:47

Geliştirici listesini okuyanların takip edebileceği gibi 2008 süreci ivmelenmeye başladı... Pek yakında tüm Pardus katkıcılarıyla birlikte yapacağımız yol haritası toplantısı için gerekli altyapı hazırlanmış olacak... İşte o güne doğru son hız giden çalışmaların bir ayağı da böyle bir kareye sığdı, ama olup bitenler öyle bir kareyle anlatılabilecek gibi değil... Bekleyin bizi... Aşkla geliyoruz...

aşk

Foto: Gökmen, Geyik: Löker



Tags: Pardus   ,  Comments: 3
Kedicik hazır, ya siz? 19 November 07, Monday @ 10:25

Geceleri pardusman kıyafetimi giyerek harekete geçmediğim zamanlarda, normal bir insan gibi görünmek için yaptığım işler arasında sinemayla köşesinden kesişen kimi işler oluyor. Arada bu blogda da konusu geçiyor. Bunların bir uzantısı olarak geçtiğimiz hafta 13. Avrupa Filmleri Gezici Festivali'ne katılmak için Kars'taydım. Bir çok farklı güzel anının yanı sıra belediye başkanıyla Pardus üzerine konuşma fırsatını da kaçırmadım. Ancak böyle görüşmelerin sonuçları ağır pişer, Pardus'a ilişkin güçlü anektod tabii bu görüşmeden hop diye çıkamadı...

Daha güzeli, bir gün otel lobisinde kucağımda dizüstü bilgisayarımla çalıştığım sırada yaşandı. Kaçırmadan okumaya çalıştığım ve fırsat buldukça katkıda bulunmaktan da inanılmaz keyif aldığım Altyazı dergisi ekibi de festivali takip ediyordu. Lobide aynı oturma bölümüne toplanmış bir yandan kahvelerimizi içerek laklak yapıp öte yandan işimize gücümüze bakıyorduk. Bu sırada bana uzak tarafta yaşanan kimi konuşmalara kulak misafiri oldum. Gerçekten içinden çıkılamaz korkunç bir soruna müdahale etmesi için Pardusman'ı çağırmak zorundaydım.

Yapılan bir ropörtaj sırasında çekilen 2-3 kare fotoğrafın seçilip baskıya hazırlanması gerekiyor ancak fotoğraf makinasının RAW (ham) biçimi bilgisayarlarında yüklü olan model ismi CS1 olan bir yazılım tarafından algılanamıyordu. Daha kötüsü fotoğrafları aktarmalarını sağlayan kart okuyucunun sürücü CD'si yanlarında olmadığı için CS2 olan ve bu RAW'ları JPG ya da TIFF'e dönüştürmesi mümkün olan bir bilgisayara fotoğrafların yüklenmesi de söz konusu değildi.

Gömleğimi usulca çıkarıp Pardus tshirtüyle yanlarına yaklaştım (yok artık.. tamam şaka) ve "alayım o kartı" dedim... yukardaki sorunları tekrar etmeye başladılar, sözlerini kestim "alayım o kartı" dedim.. aldım, taktım, bütün fotoğrafları kopyaladım. ekranı dolduracak şekilde önizleme görüntülerini yaydım. Yanlarına ışık bilgilerini, histogram eğrilerini falan açıp sorunlu olan var mı diye kontrol ettim. Bir iki temel düzeltmeyi yapıp ham kopyalarıyla birlikte JPG'ye çevirip hepsini birden karta tekrar yazıp verdim.

"Abi o nedir, ne kullanıyorsun sen?"

"Pardus... :) Denemek ister misiniz?"

"Sürücü falan gerekmiyor mu?"

"Yahu bırak, ne sürücüsü, standart bir usb kart okuyucu bu, nasıl çalıştığı, ne işlem yaptığı belli. Yıl 2007, bu saatte bu kadar standart bir protokol için CD mi taşınır, asıl siz nasıl bir sistem kullanıyorsunuz yazık size..."

Tadında hava atarak tamamladığım konuşma sonucu hem pek sevdiğim dergiye ufak bir yardımım dokunmuş hem de Pardus'un gücünü bir kere daha ispatlama şansım doğmuştu... Ve gördük ki, Pardus için "peki falanca yapılabiliyor mu" diye sorguya çekilme ve kimi sorulara kem küm diye hayır deme dönemi geride kalmış... Pardus çoktan hazır... Ya siz? 



Tags: Pardus   ,  Comments: 3
Pardus 2007.3 Beta for "Gürer-San" 11 November 07, Sunday @ 14:40

The beta version of the last update release of Pardus 2007 is ready... We dedicate 2007.3 Beta to Gürer Özen who was one 
of the oldest developer working in Tubitak since last month. Gürer-San decided to kick-off his plans to conqueror the world 
and he's so busy with the invasion plans. Gürer-San
"Pardus 2007.3 beta" and "Pardus 2007.3 live beta" versions present 
a massive update and package additions to the version 
2007.2 Caracal caracal version released on July, 11. In order to 
download live or installable versions incorporating many 
features including KDE 3.5.8, OpenOffice, k3b, Xorg, please click on 
the following links:

Check out ftp servers for ISO's
ftp://ftp.pardus.org.tr/pub/pardus/kurulan/2007.3-Beta/

ftp://ftp.pardus.org.tr/pub/pardus/calisan/2007.3-Beta/
Please remember that this is a beta version which may be buggy or 
unstable. So please inform us if you see any problems... 
You can mail us or use bugzilla @ http://bugs.pardus.org.tr


Tags: InEnglish   ,  Comments: 1
Grev bulutları* 28 July 07, Saturday @ 12:56

Türk Hava Yolları'nda çalışan işçilerin örgütlü olduğu Hava-İş kısa isimli Türkiye Sivil Havacılık Sendikası grev kararı almış durumda. Gazetelerde taleplerinin doğru yansıtılmadığını, yolcuların güvenliğini gözeten taleplerinin göz ardı edilerek sadece sendika üyelerinin çalışma koşulu ve maddi talepleri söz konusu gösterildiğini düşünen sendika yetkilileri bugün ana akım medyanın bir çok gazetesinde ilanlar yayınlamışlar.

Çok yakın zamana dek askeri kökenli pilotlarla ekibini büyüten ve dünyanın en disiplinli uçan ekibine sahip olduğu söylenen THY'nin beyaz gömlekli emekçilerinin kuşkusuz örgütlenme yeteneği çok daha az, grev kırıcılarla iş olanaklarına saldırılan işçilerden çok daha fazla güçleri var. Ancak bu durum taleplerini tarafsız biçimde halka ulaştırmalarını sağlamıyor.  Görülen o ki...

Her an siyasi manevralarla grev hakları engellenebilecek olan insanların, neden grev kararı almak zorunda kaldıklarını ve hangi taleplerle bu mücadeleyi sürdürdüğünü bir de onlardan dinleyin: http://www.havais.org.tr/ 

* Bu başlık geçenlerde bir gazete ya da televizyonda görüp gülümsediğim bir başlıktı, kaynağını ne yazık ki hatırlayamadım.



Tags: Genel 
Yazmazsam duramayacağım: Hoş ve Boş 14 July 07, Saturday @ 14:17

Ekin'ciğim yanımda olsa nasıl söylenirdi kim bilir, onun sıklıkla kızacağı kadar sık yaptığım biçimde 10 dakika bile izlemediğim bir programla ilgili yorum yapacağım şimdi :) ama programın tanımını, yöntemini okudum, özetlerine TV'den baktım, üzerine yapılan yorumları okudum ve yapacağım açıdan değerlendirme için yeterince fikir edindiğimi düşünüyorum.

Bu konuyu gündeme getirerek, bilöker okuyan ama bu konudan uzak durmayı başarmış herkesin hayatına küf tadı ile katkıda bulunduğum için özür dilerim, ama tüm toz-duman içinde gözden kaçan bir noktaya mesleki bir müdahaleyi çok gerekli görüyorum.

Güzel ve Dahi adıyla yayımlanan programın çıkardığı yaygara çok ancak bence bilgisizlikten ölmek tıbben mümkün olsa handiyse doğamamış olmaları gerekiyor gibi görünen bir grup kadının zekası üzerine yapılan tartışmalar hedefi ıskalıyor. Programın kadını aşağılamak için (NTV'de neredeyse böye bir soru sordular çok güldüm) "zekası düşüklerden" seçilmiş kadınların kitle iletişim araçlarında temsili eleştiri konusu edilecekse bu programa kadar beklemeye gerek yok, TV izleğinin büyük bölümü kadının toplumdaki rolü ve birey olarak ona sunulan olanakların sınırları açısından ayrımcı ve sorunlu... Bu programda alttan alttan yapılan iğrenç pazarlıksa aslında şu şekilde formüle ediliyor, ki benim midemi bulandıran asıl bu:

Akıl timsali çocuklarımız, yetiştirdikleri kızlar memleketin cumhurbaşkanını tanıyamazlarsa tam tepelerine çıkıp popolarını burunlarına soka soka dans etmesine seyirci kalıyor. Sonrasında da hanım kızlar bu soruları doğru yanıtlasın da yarışmayı kazanabilsinler diye onlara yardımcı oluyor. Nacizane yönetmenlik eğitimimde dramatik çatışma denen kavramdan üç kuruş bir şey anladıysam bu programın çatısı şu çelişkinin seyirciye yansıtılabilmesi üzerine kurulu:

"Akıllı ama abaza" gençler, yarışmayı kazanabilmek için "hoş ama boş" kızların entellektüel birikimlerini arttırmak zorundalar. Ancak ortadaki asıl sorun çiftler arası rekabet değil. Ömrü boyunca hesap cetveli, teksir kağıdı ve fibonacci eğrisiyle haşır neşir olmuş çocuklar, kızların poposunun silüeti ile yarışmayı kazanmak arasında bir seçim yapmak zorundalar... Bundan daha heyecanlı bir seçim düşünebiliyor musunuz?!

Yani yarışmanın özgün tasarımı bunun üzerine kurulmuş en azından... ama yurdum insanının bu yarışmanın sözleşmesine imza atabilen temsilcileri arasında fibonacci'yi makarna markası sananlar çoğunlukta olduğu için kanımca bir seçim de yapmak zorunda kalmadan doğaları gereği popo seyretme yönünde ilerlemeye devam edecekler. Çünkü bakınız "dahi"lerimizin bilgi düzeyi ne alemde asıl:

Yarışmada Adolf Hitler'in ismini bilemeyen kıza hayret edenler, ondan sorumlu dahi arkadaşın bu konudaki önerilerini duysalar neler hissederdi acaba... Dahi oğlumuz, hanım kızımıza Hitler'i şöyle tarif etmiş: "Bir Alman generalidir. Yahudileri öldürdükten sonra tüm dünya ona savaş açtı, o da işler kötüye gidince intihar etti." Vay vay vay... İkinci Dünya Savaşı nedir, Nazizm nedir falan ne gerek var ki... Biz yanlış anlamışız bilginin özüne ulaşmayı. Gerçi Hitler'in askeri kariyeri Birinci Dünya Savaşı sırasında yaptığı zorunlu askerliğinde aldığı onbaşı rütbesiyle sınırlıdır, giydiği üniforma askeri değil, imparatorluk üniforması, Führer simgesidir ama bunların o kıza faydası yok, o "Alman komutan" dese yetecek yarışma için tabii...

Bu arada yarışmanın yüzsüz, paragöz yarışmacısına üç cümlem var:

1) Nimet Çubukçu'ya "Bu ülkede töre yüzünden kadınlar öldürülüyor, benimle uğraşacağına onlarla uğraş" diye akıl vermekle olmuyor, sen de git madem farkındasın töre programı yap o zaman!

2) Geek sözcüğünün ülkemiz dil ve kültüründeki (hani çeviri sadece dilbilimsel bir şey değildir) karşılığı İNEK'tir... Hani İnek Şaban var ya... İşte onun gibi... Sen o sıfatı amerikan temsiliyetine çok yakıştıramadığın için "dahi" diye çevirmek lüksüne sahip değilsin, ya ingilizce nedir onu bilmiyorsun ya da hiç dayak yememişsin derler adama.

3) Sen bu programı paran olmadığı için yapıyorsan gel, insanlık onuru adına ben sana her ay yatacak yer, yemek falan vereyim daha fazla rezil olma!



Tags: Genel   ,  Comments: 6
Dünya biraz daha dilsiz sanki... 12 July 07, Thursday @ 18:26

Ulus Baker

Çağdaş felsefenin Türkiye'de önde gelen  isimlerinden biri olan Ulus Baker dün gece 01.30'da Çapa Tıp Fakültesinde yapılan tüm müdahalelere rağmen aramızdan ayrıldı. ODTÜ'de ama genel olarak görsel çalışmalarla, çağdaş felsefe, sosyoloji gibi alanlarda gelişmelerle ilgili çalışan herkesin bir şekilde yolunun kesiştiği, yüzlerce öğrencinin ufkunu açan çok parlak, çok güzel bir insanın yokluğu kuşkusuz korkunç olacak. Ne kadar alışsak da ölüme, o mutlaka bir kere daha şaşırtmanın, acıtmanın yolunu buluyor... Cuma (13.07) saat 14.00, ODTÜ Gisam'da ve Cumartesi (henüz belirsiz bir saatte) İstanbul'da anma törenleri yapılacak...



Tags: Genel 
Oy moy yok size... 07 July 07, Saturday @ 01:24

Seçim heyecanı sardı memleketi, bir yanda siyasi partiler birbirlerine girişti, öte yanda yılların aşılamayan baraj sorununa karşı bağımsız adaylar formülüne sığınan ama kanımca eline yüzüne bulaştıran sol hareketler memleketin _kendilerince_ gündemine ilişkin bıdır bıdır anlatıyor, hatta yer yer atıp tutuyorlar...

Bugün oturdum, meclise en çok girme olasılığı olduğu söylenen 5 partinin seçim beyannamelerine, yani iktidar oldukları takdirde yapmayı önerdikleri icraatları içeren belgelerine baktım. Hani olur ya, memleketi idareye talip insanlar oturup da yazılım sektörüne ilişkin fikirlerinde belki özgür yazılım konusuna değinmişlerdir diye bir ümit vardı içimde... Tüm parti programlarında biyoteknoloji, nanoteknoloji, uzay teknolojileri var (ezber kokuyor). Her parti hem word hem pdf biçiminde (ilkine .doc demeleri gerektiğini birileri söylemeli) beyanname yayınlamış...

Bir yanlış düzelterek başlayayım: Ne kadar korka korka inanmış gibi yapsam da inanamadığım bir ihtimal olan bu 5 isimden birine aslında bakamadım. Çünkü onun, Genç Parti'nin bir web sitesi yok! Haliyle görüşleriyle ilgili bir fikrim yok. Siber seçmen gibi davranacağım ama ulaştığım sonuç: bu adamların bir görüşü yok...

Efendim reklam panolarını benim nedense bunca yıllık iktidarlarına tanıklığım sırasında bir türlü göremediğim bir takım başarılarla(!) süslemiş iktidar partisi AKP seçim bildirgesinde bilişim sektörünün önemine yaptığı vurguyu takiben "hindistan, çin gibi ülkelere yönelen sermayenin Türkiye'ye getirilmesi" ile ilgili bir takım parantezler eşliğinde yeni tekno-kentler vaad etmiş ancak içerikte bir ayrıntı göremiyoruz. Birileri onlara o ülkelere giden sermayenin köle yaratmaktan başka bir işe yaramadığını, bu güne dek övüne övüne satış yaptıkları yabancı sermayenin de son 10 yıl boyunca Türkiye'de en çok finans sektörüne girdiğini ve içler-dışlar çarpımı derken paraya para katıp gittiğini, istihdama HİÇ katkıda bulunmadığını söylesin. Kim salak yerine konuyor anlayalım.

Başmuhalif parti CHP de bilişime vurgu yapmaya çalışmış, mealen denilmiş ki, "bu alanda yatırımları teşvik edecek yeni bazı kanuni düzenlemelerin yanı sıra kamu alımlarında yerli yazılımları tercih ederek bu konuda insan yetişmesine katkıda bulunacağız... ". Yazılımı yazıldığı ülkeye göre değil de, standartlara, ilkelere göre seçmelerini tercih ederim. Keşke "kamuda özgür (açık kaynak kodlu) yazılımları tercih ederek ülkenin bu alanda tasarruf ederken nitelikli insan gücünü arttırmayı hedefliyoruz" deselerdi. Sonuçta yurt dışındaki yazılım şirketlerine mevcut ifadeyle de kışt deniyor özünde...

Demokrat Parti Bilim, Teknoloji ve Yenilikçilik başlığı ile değindiği beyannamesinde maalesef bilgisayar/bilişim teknolojilerine pek yer vermemiş. Ben de bu incelemede ve yaşamımda kendilerine yer vermiyorum.

MHP çağı yakalayabilmek açısından Bilim, Teknoloji ve İletişim Bakanlığı kurulmasını vaat ediyor. Bunun ardından ar-ge yapmak üzere çeşitli yatırımlara işaret ederken lafın içini genel olarak çok doldurmuyor. Devlet/kamu hizmetlerinin elektronik ortamda eksiksiz sunulabilmesi ve her vatandaşa vatandaşlık bilgilerinin taşınabildiği akıllı kartlar dağıtmak gibi bence göz boyamaya yönelik görünen, altı boş olan ama hiç değilse diğer partilerden daha somut duran önerileri de bulunuyor.

Bağımsız adaylara gelince... Bu iş benim açımdan tutmadı. Ankara'da yaşıyorum, bağımsız olarak aday olan ancak DTP+Sol partiler çatısı tarafından desteklenen adayın kim olduğunu öğrenmek için google'da mesai harcamak zorunda kaldım. Oysa İstanbul'dan aday olanları gayet ayrıntılı biçimde öğrenebildim ve .net platformu kullanarak yaptıkları site ile hangi ezilenin hakkını, hangi araçlarla, enstürmanlarla koruyacakları konusunda ciddi şüpheye düştüm. Ne tuhaf bir ülke...

Çevre Mühendisleri Odası'nın benim bu yazıyı yazmama ilham veren bir incelemesi var. Onlar da siyasi partileri çevre konusundaki düşünceleriyle masaya yatırmışlar... Google'dan, arayarak buna benzer incelemeler bulmak olası. Kadın hakları açısından, çocuk hakları açısından partilerin karneleri STK'lar tarafından nasıl oluşturulmuş görebilirsiniz...

Ben tüm bu değerlendirmelere baktıktan sonra şuna karar verdim, EVET diyeceğim bir aday göremiyorum. Trainspotting filminin girişi geliyor aklıma: Yaşamı seç. Bir meslek seç. Kariyerini seç. Bir aile kurmayı seç. Dev ekran bir TV seç. Çamaşır makinesi, araba, cd çalar ve elektrikli mutfak aletlerini seç. Sağlıklı yaşam, düşük kolestrol, diş kapsayan sigorta seç. İyi bir mortgage sözleşmesi seç. Arkadaşlarını seç. Rahat kıyafetler ve uygun çanta seç. Üç parça bi takım elbise seç. Kendin-Yap ürün seç ve Pazar sabahı ne bok yediğini düşün. Yaptığın kanepeye otur ve abuk subuk kafa ütüleyen TV yarışmalarını seyrederken abur cubur tıkın. Hepsinin sonunda çürümeyi, huzurevine tıkılmayı ve kendi yerine geçirmek için peydahladığın veletlerin bencilliğinden ibaret olmayı seç. Geleceğini seç. Yaşamı seç.

RENTON diyordu ki, "ben seçmemeyi seçtim. başka bir şey seçtim". İşte ben de, sevgili dünya nereye gidiyor bi-haber olan siyasetçilerimize bir yanıt vermek istiyorum. Yaşamının on yılından fazla bir süreyi kendine bir özel hayat kurmayı adam gibi beceremeyecek, ailesine dilediği gibi zaman ayıramadığı için pişmanlıklarla dolu biçimde ama yaşadığı ülkeyi baştan sona gezmiş, gittiği her yerde bilgisini insanlarla paylaşmayı önemsemiş bir "gönüllü"den, gelecek dediğiniz gençlerden biri olarak diyorum ki: Bu seçimde başka bir şey seçiyorum ben. Ne uydurduğunuz sahte tehlikeler ne de bir bok becermişsiniz de sayesinde olmuş gibi davrandığınız, tek adam sultasına fiyakalı bir isimden başka bir şey ifade etmeyen istikrarınız, ne milli beraberlik gazlarınız bana sökmüyor. Herkese ait olduğuna inandığım dünya mirası, çevresiyle, bilgi birikimiyle, hayalleriyle eşit olarak paylaşılsın diye uğraşan ben, hiç birinizden beklediğimi bulamadığım için siz de benden beklediğiniz o evet yerine bunu alacaksınız. Hayırlı olsun!



Tags: Genel   ,  Comments: 2
Güzel bir haftasonunun ardından... 25 June 07, Monday @ 12:20

Bir sene önce, hem üyesi olduğum özgür yazılım listelerinde hem de bilöker'de dyne:bolic dağıtımından bahsetmiştim. Son iki günümü, bu dağıtımın ana geliştiricisi Jaromil'yle (Denis Jaromil Rojo) bolca sohbet fırsatı bulduğum bir etkinlikte geçirdim. :)Jaromil Rasta Coder

Yine bilöker'de defaeten bahsi geçmiş hatta Pardus-Video seminerlerinde Affan Taner tarafından gösterimi yapılan Elephant's Dream filminin yapımcısı Netherlands Media Arts Institute / Montevideo TBA direktörü Heiner Holtapples ve Jaromil, KozaVisual grubunun davetiyle, Ankara'da bulunan Hollanda Yüksek Öğretim Enstitüsüne konuk oldular. Görsel sanatlar, video gösterimleri, dijital kültür tartışmalarının yapıldığı konuşmalar, sunumlar ve film gösterimlerinin yanı sıra dyne:bolic ve özgür yazılımların sanat üretiminde nasıl bir rol oynayabileceği üzerine bir de workshop düzenlendi.

Blender, Gimp, Inkscape gibi görüntü ile ilgili bilinen yazılımların yanı sıra özellikle yayın ve ses üzerine bir çok alternatif sunan dyne ile internet radyosu yayını yapmak için hazırlanan MuSE gibi olanaklar ve genel anlamda GNU/Linux'un sistem olarak sundukları çoğu konuya tamamen yabancı sanatçılar için oldukça ilgi çekici oldu.

Benim için yeni ve ilgi çekici olansa komut satırına ayrılan yarım saatin yeni kullanıcılara "bakın bu da bir araç, en az arayüzler kadar işinize yarayacak güzel özellikler var" diye anlatılabilmesi, bundan korkulmaması da mümkün diye tadını çıkartmak, dağıtımın sayfasından da görülebilen bir çok sosyal projenin özgür yazılım ruhu ile sahip çıkılarak, hacker kültürünün bir parçası olarak tanıtılarak yaşama geçirilmesi oldu.

Özellikle özgür yazılım çevrecidir, çünkü eski bilgisayarları işe yarar hale getirerek tehlikeli atıkların doğaya bırakılmasını yavaşlatır yaklaşımı beni can evimden vurdu. Olayı hep ekonomi üzerinden anlatmak _çünkü Türkiye'de kimse çevre için bir şey yapmaz diye düşünmek_ bir süre sonra öyle düşünmeyi de öğretiyor ve korkunç bir yabancılaşma yaratıyor.

Aslında neredeyse tüm GNU/Linux geliştiricileri yaşamlarında eğlenceli, sosyal sorumluluk içeren, sanatsal ya da bir şekilde bilgisayarla ilişkisi olmasa da kendi dünyası içinde bütün hale gelen ilgi alanlarına sahip, ama bunları bir arada bir Linux nasıl işinize yarar seminerine dönüştürmek çok keyifli bir fikir. Bu konudaki zenginliğimizi az kullandığımızı düşünmeme ciddi ciddi neden oldu (gerçi ben bunu kısmen meren ve fotoğraf ile denemeye çalışmıştım, sonuçlarına tanık olanlar niye çok ısrar etmediğimi tahmin eder).

Aralarda lafı geçince hemen adresleri kenara yazılıverilen güzel, bakılası işler arasında BricoLabs ağı ve Idiki özellikle uğramanızı önereceğim iki adres.

Son olarak da kişisel tatmin ve gelişim dışında bu etkinlikle ilgili en heyecan verici deneyimim, Jaromil'nin konuşmasının sonunda insanlara "Özgür yazılım yerel dinamikler yaratmaktır, sömürgeleştirmeye inat kendi kültürünü korurken küresel bir paylaşımda bulunmaktır. Size bugün anlattıklarım GNU/Linux dünyasının içeriğidir, ben bunları dyne ile yapıyorum, sizin de size ait, rahat kullanacağınızı düşündüğüm bir çözümünüz var, Pardus kullanmanızı öneririm, hepiniz için güzel bir fırsat olur" demesinin ardından yaptığım mini Pardus sunumu oldu.

Aynı dili konuşmak, yaşadığınız mahalledeki insanlarla aynı dili konuşmakla hiç ilgisi olmayan  bir şey... Dünyanın ilgisiz iki noktasında doğmuş, internet öncesinde BBS'lerle "sesimi duyan var mı?" diye aramaya başlamış ve özgür yazılımda aradığını bulmuş iki insan, ikisi de sonradan öğrendikleri bir dili kullanarak anlaşmak zorunda oldukları halde, birbirlerini, ana dillerini konuştukları insanlardan daha iyi anlayabiliyorlar...

Arrivederci il mio fratello. Era piacevole essere in contatto con te, e spero di rivederci al piu' presto... :) 



Tags: Genel  Pardus   ,  Comments: 0
For one more time... Open Movie again... 15 June 07, Friday @ 13:44

Blender Foundation announced the second open movie project of Blender community: Peach... Similar to the Orange project, the targets are listed as:Peach project sketch

1) Use Blender and other Free and Open Source software to create a compelling industry quality short 3D animation movie.
2) Stimulate and and facilitate further development of Blender.
3) Release the movie and studio database freely licensed  as Creative Commons.

This open movie concept is a big chance for free software model in order to produce softwares for artistic needs... Artist and developer collaboration would never be this fun and successful... Good luck people!



Tags: Sinema  InEnglish   ,  Comments: 0
Kdenlive ile özgür filmlere doğru... 10 May 07, Thursday @ 16:14

Pardus olarak katıldığımız son iki büyük etkinlikte (Açık Kaynak Günleri ile VI. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği) Pardus ile film yapımcılığına dair olanakları yeni bir Linux kullanıcısı olan Affan Taner'den dinledik... Seminer geneline yayılan sektörel kullanım bilgilerinin yanı sıra Kdenlive kullanarak Kdenlive için hazırladığı bir filmi de sunan Taner'e bu programın bir son kullanıcı açısından kolaylığı da soruldu...

Ben burada onun da yaklaşık görüşünü kendi fikrimle toparlayıp örneklemek istiyorum. Profesyonel olmasam da yıllarca film üretilen alanlarda bulunmuş bir insan olarak çeşitli programlar gördüm (Avid gibi profesyonel yazılımlara ek olarak bilgisayar dünyasındaki popüler Adobe Premiere, Apple Final Cut Pro gibileri... ya da Windows işletim sistemi ile dağıtılan Movie Maker, ULead studio gibi tüketici ürünlerini...).

Tüm bunlarla kıyaslayacak olursam, kişisel fikrim Kdenlive'in son derece basit kullanılabilen ve temel bir kes/yapıştır film yapımı için son derece yeterli. Geriye de renk düzeltme, özel efektler vb. kalıyor ki, zaten kişisel fikrim o işlemlerin kendine özgü programlarla yapılmasının daha doğru olacağı (mesela Jahshaka).

Kdenlive'in bu yeterliliğini ve basitliğini anlatmak için de en uygun yöntemin Kdenlive kullanırken ekran görüntüsü yakalamak olduğunu düşündüm ve kısa bir görüntü aktarıp ondan film yaparken olup bitenleri kaydettim. http://cekirdek.pardus.org.tr/~loker/kdenlive/ adresinden kdenlive_aktarma.mpg dosyasını indirip izleyebilirsiniz. Bu filmde gördükleriniz gerçek zamanlı olarak ieee1394 (Firewire) kablosu ile bağlanmış ve VCR seçeneğine getirilmiş bir kamera varken yapılmıştır. Aynı dizindeki The Script ise Affan Taner'in Kdenlive için yaptığı ve etkinliklerde gösterdiği tanıtım filmi... 

Kameranızı VCR yerine Camera seçeneğiyle bağlarsanız Yakalama İzleyicisini kullanarak kameranın içindeki bir kaset yerine doğrudan sabit diskinize kayıt yapabilirsiniz... Bu da firewire kablonuzun uzunluğuyla sınırlı da olsa bir dizüstü bilgisayarının ekranını yönetmenlerin kullandığı set ekranı olarak kullanmanızı sağlayabilir... Renkler ve çerçeve konusunda endüstriyel bir monitörün yerini tutamayacak olsa da, en azından kameraman/yönetmen arasında bir kolaylık sağlayacaktır... 



Tags: Pardus  Sinema   ,  Comments: 0
112 result(s) in 6 page(s)
Previous Page  - 1 / 6Next Page