Uzun bir aradan sonra yeni linux'larla oynamak...
06 August 08, Wednesday @ 13:32
Eskiden meraktan gnu/linux dağıtımı kurmak ve bir süre kullanmak eğlenceli bir hobiydi, sonra bir süre muhtelif özellik ve tercihleri gözlemlemek ve araştırmak için bir görev gibi sürdü, uzun bir süredirse diğer gnu/linux dağıtımlarıyla pek de içli dışlı olmuyordum.
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım kolunun altına bir PlayStation3 koymuş halde, mimari çizimlerde render-farm olarak bu grafik canavarını kullanmak için gnu/linux kurmaya karar verdiğini söyleyerek kapıyı çaldı. Özünde tüm dağıtımlar yeterince kolay kurulur hale geldi denielbilir. Üstelik arkadaşım da Pardus, Ubuntu ve bir iki pek küçük router dağıtımı kullanmış olmasının deneyimiyle kurulumda bir sorun yaşamayacağını tahmin ediyordu. Sağolsun bu değişik deneyimi Sony ve Efes Pilsen'in yanında benimle de paylaşma fikri hoşuna gitmiş, bir şey olursa iki koldan sorunu çözeriz diye düşünmüş, hoşuma gitti...
YellowDog, PPC konusunda en eski dağıtımlardan biri olarak en çok ilgimi çekti, üstelik Mac artık intel işlemcilerle çalışmaya başladığı için PS3 en çok sükse yapabilecekleri yer olarak iyi optimize edilmiş bir kurulum alanı olacak diye tahmin ettim.
Heyhat, gnu/linux dünyasının insanlara blog açtıran kimi özellikleri yerinde durmaya devam ediyor. Redhat teknolojileri (Aslında CentOS tabanlı olan ama biliyoruz ki, CentOS "çok tanınmış bir kuzey amerika dağıtımı tabanlıdır) kullanan Yellow Dog'un DVD görüntüsü 4 gb kadar. Öntanımlı masaüstü olarak E17 tercih edilmiş. Kurulum sırasında paket seçimi için kabaca ofis, geliştirme ortamı ve sunucu seçenekleri sunuluyor. Dilerseniz tek tek paket seçmek de mümkün, ama biz zaten ne var ne yok bakmak istediğimiz için her üç paket ailesini de seçerek "ne bulduysan kur çocuğum" dedik ve kurulum işlemine başladık.
Hani meraklısı PS3 adlı arkadaşın nasıl bir donanımla çalıştığını detaylı olarak görebilir. Ama alemin gördüğü en fiyakalı oyunlar için tasarlanmış olduğu gerçeği uzaktan bir fikir veriyor değil mi? Eh, aynı dakikalarda arkadaşımın eşinin eski dizüstü bilgisayarına da Pardus kurmaya başladık. Çeşitli aksiliklerle "haa, bir dakika..." deyip güç düğmesine sekiz saniye basarak kapatıp herşeye baştan başlamamızı gerektirecek eski bir donanımla (üzerinde 256 mb. ram vardı, ama ekran kartı da aynı ram'i kullandığı için pek bir performans beklemiyorduk...) uğraştığımız o süreçte 4GB'lık YellowDog, yukardaki donanıma sahip bir grafik canavarının üzerine, şimdiye kadar gördüğüm en hızlı masaüstü altyapısı olan E17 ile kurulana kadar, PIII - 256 Ram üzerine üç kere Pardus kurabilirdik. (Fiilen o süreyi aptallıklarla oyalanıp geçirdik, gözümüzle gördük...)
Dert o değil, kurulduktan sonra çok da mutlu olmadığımız bir performans ile karşılaştık, ama büyük olasılıkla ekran kartı sürücülerini yüklememiştik ve dolayısıyla vesa, framebuffer vb. ile HD bir ekrana bağlı olmanın doğal sonucu ile karşı karşıyaydık. Derken fark ettik ki, PPC ortamındaki Linux dağıtımı aslında bildiğimiz Linux dünyasından farklı. Çünkü OpenGL destekli sürücüler, Flash vb. bir çok bileşen yok. WMV oynatabilecek bir özgür kodek yok (para verirseniz yüklediğini iddia eden bir program içinde geliyor olsa da...).
Neyse dedik, bizim derdimiz zaten bunu gündelik bilgisayar yapmak değildi, altyazı ile film izlemek (PS3 ile DivX altyazısı izleyebileceğiniz bir senaryo Sony geliştiricilerince düşünülmediği için, Linux'tan bunu ummak garip kaçmıyor) gibi gündelik işler ve hepsinden önemlisi Render-Farm olarak çalışması diye düşünerek menüye dalıp mevcut araçlara bakalım dedik.
O kadar az uygulama yüklüydü ki, 4GB'lık alan nasıl kullanılmış diye gerçekten merak ettik. Ya rpm'in sıkıştırma oranları gerçekten pek kötü, ya da yüklenenlerin çok önemli bir kısmı görünmüyor. Daha komiği, örneğin Flash'ın resmi linux eklentisinin PPC portu olmadığını gördük ve Gnash deneyebileceğimizi düşündük. Gnash'ın hali hazırda yüklü geldiğini öğrenmemizse bundan daha uzun sürdü. Çünkü bütün bilgileri veren güzel sayfaları Firefox'u ilk açtığımızda göründü, bir daha görünmedi, nerede olduğunu bulamadık.
Bir de 256 ram'li bir Datron'la Debian maceram var, ama çuvaldızı kendime batırmak için şimdilik onu atlıyorum. Belki de hepsi boş, insan alıştığı şey ile mutlu... Yine de, Pardus'un gnu/linux evrenine kazandırdığı önemli çok şey olduğunu düşünüyorum. yüklü gelen uygulama ve kütüphane seçiminin son kullanıcıyı çok mutlu eden bir biçimde tasarlandığını ve yeterince yer kazanmak için yaptığımız tüm geliştirmeleri (lzma ile geçen günlerimiz...) şükranla anıyorum. PS3 sahibi arkadaşım, Gimp'ten OpenOffice.org'a kadar herşeyin yüklü olduğu bir sistemin CD'den çıkıyor olduğuna inanamadığında (ve o an onu ilgilendirmese de, bunların 4-5 dilde mümkün olması...) yaptığımız ve değerini unuttuğumuz bu güzellik geldi aklıma.
Ne yazık ki, kullanıcılarımız ya da daha doğru bir deyişle özgür yazılım dünyasını kendi yaşamlarının hobi alanına çeviren amatörler açısından tehlikeli bulduğum bir bakış açısı var. Bu ülkede politikadan, sağlığa her konuda öyle endişeler taşıyorum ki, bu onların yanında bir hiç, ama Pardus'un deposundan bahsederken az uygulama olduğundan bahsetmek ve bu konuda debian gibi depolarla kıyaslama yapmanın elma ile armut toplamaya benzediğini görmemek gibi... Yani bu blog yazısının, bence şu videodan daha adil bir eleştiri ve uyarı olması gibi.
Pardus, depolarında hedeflediği kullanıcı kitlesine hitap eden temel gereksinimleri fazlasıyla karşılamakta... Yani bilişim okur-yazarı bir masaüstü kullanıcısı bilgisayarını açtığında yapmayı isteyebileceği herşey için gerekli alternatifleri bulabiliyor. kde-apps'ta karşımıza çıkabilecek her türlü acaipliği paketlemek bir hobi olarak değerli olabilir, ancak bir ihtiyaç olduğunu iddia etmek bence projenin hedeflerini anlamayıp, dünyayı kendi bakış açınla sınırlamak anlamına gelir. Dedim ya ülkede genel bir salgın bunu böyle yapmak. Rektör atamalarına ilişkin kanaat geliştirmekten, futbol antrenörlerini değerlendirmeye herhangi bir iş/hizmetin değerlendirilmesinde genel şart ve ihtiyaçlara yönelik makul kararlar verilip verilmediğiyle kimse ilgilenmiyor. Bu da bizi genel olarak boş tartışma ortamlarına taşıyor. Bu da benim kendi dünyamdaki kişisel görüşüm, kimseyi bağlamaz elbette, ancak dağıtımların kullanışlılığı, başarısı, gücü paket deposundaki yazılım sayısıyla falan değil, kullanıcıya fiilen sunabildiğinin kalitesiyle ölçülmeli diye düşünüyorum. Pardus iyi, diğerleri kötü anlamında da değil... 4GB'lık bir DVD'den ihtiyacımı karşılayacak şeylerin çıkmaması, bunlarla ilgili belgelere ulaşmakta zorluk çekmem üzerinden, benzeri eleştirileri Pardus'a da getirerek... Ki Pardus'un bugün sahip olduğu başarı (her ne kadara) bu tip eleştirilerle oluşturuldu... Tipik kullanıcı alışkanlıklarını değerlendirip, proje hedeflerine daha yakın durabilmemiz için eksiklerimizi çıkarıp tamamlama yolunda devam bu bağlamda... Ufak bir TODO yapmaya başladım bile...
Tags:
Pardus
,
Comments:
1
From a visual artist, a support for a "funny and serious" project...
17 July 08, Thursday @ 13:56
Emrah Özesen is an interesting photographer who started his journey when he was in high school and used photography to dive into journalism during his college years, which were quite tempered politically. Later on, Özesen became a national athlet in Kayaking, where he documented numerous rivers in and out of Turkey both with wild landscapes and seeing the challange of man versus nature through his objective...
It is not so easy to live as an artist (or even as an athlete as long as you are not a member of national football team) in Turkey, so most of the photograph artists are also working as commercial photographers or take different professions and spare time for their passion. This situation makes any conceptual project quite valuable, sometimes even luxury for artists...
Özesen, politely donated 8 different pictures of his latest work which he made with jugglers. Following our motto, ...for freedom, Özesen chose Creative Commons 3.0 BY-NC-ND license to publish these great pictures. I would like to thank him personally by this note, where I also owe him an apology for writing this so late, approx. 1 month later than the release... Anyway... Thanks buddy, keep going so we can see much more...





Tags:
InEnglish
,
Comments:
1
Bir fotoğraf sanatçısından: Eğlenceli ve ciddi bir sisteme destek...
17 July 08, Thursday @ 13:29
Emrah Özesen, en yalın ifadeyle lise günlerinde yaşanmış basit bir hevesi, yaşamı boyunca karşılaştığı tüm heyecanlara taşımayı başarmış bir fotoğrafçı. Fotoğrafın keşfini takip eden dönem, üniversite yıllarının hareketli gündemine denk düşünce (foto)muhabirliğin keşfinde kullanılan makina, sonra Türkiye'nin milli kayak sporcularından biri olarak yetişmesi sürecine paralel olarak nice nehirlerinde doğayı ve insanın mücadelesini gözlemler hale gelmiş. Eh, insan böyle yaşayınca, belgelemese ayıp...
Memlekette sanatın (ya da futbol dışında bir spor yapan sporcunun da) durumu belli, elinde fotoğraf makinasıyla uzun zaman geçirmeyi sevenler bir süre sonra kendilerini çeşitli reklam/tanıtım fotoğraflarını çekerken bulmak ya da başka işlerden ayırdıkları zamanları fotoğrafa saklamak durumunda. Hatta bu zamanlar dahilinde çekilen fotoğraflar birilerini rahatsız edince, sudan sebeplerle hapse falan da giriliyor, ama şimdi konumuz bu değil...
Ama işte vaziyet bu ya, özgün öyküler çalışmak, hakkıyla zaman ayrılan kavramsal çalışmalar üretebilmek, fotoğraf sanatçıları için kolay olmayan fırsatlara bağlı. Sevgili Özesen, bu konuda yakın zamanda tamamladığı başarılı bir dönemin ürünlerinden, jonglörler ile yaptığı bir çalışmadan seçtiği kareleri, ilk günden beri takip edip ve desteklediği Pardus dünyasıyla paylaşt. Fotoğraflar, Creative Commons 3.0 BY-NC-ND lisansı (http://creativecommons.org/licenses/by-nc-nd/3.0/) ile yayınlandı. Yani, kaynak gösterildiği sürece paylaşılabilir, ancak ticari bir işte kullanılması ya da bu görüntüler kullanılarak yeni işler yapılması için hala hak sahibi olan Emrah Özesen'in yazılı izni gerekmekte...
Özgürlük İçin... sloganını takip ederek, eğlence ve temaşa dolu bir dünyanın, soğukkanlı ve ciddi bir gözden yansımasını gösteren kareler, Pardus 2008'le birlikte onbinlerce kullanıcıya Kaptan Masaüstü aracılığıyla sunuldu... Yayımlanışından neredeyse bir ay sonra ve ancak fırsat bulup özürlerimle birlikte açık bir teşekkür edebiliyorum, aşağıdaki güzel karelerini bizimle paylaştığı için... Sevgili Emrah Özesen, sağol ve maceran bol olsun, ki biz de hep görebilelim... ;-)





Tags:
Pardus
,
Comments:
0
Firefox 3 ve dünya rekoru...
09 July 08, Wednesday @ 16:34
Firefox adlı, nefret etsek de sevdiğimiz özgür web tarayıcısı 3. sürümünü duyurmasına paralel olarak bir dünya rekoru denemesine girişti. http://www.spreadfirefox.com/en-US/worldrecord/ adresinde yürütülen bir kampanya ile tüm kullanıcılar, bir gün içinde Firefox'u indirerek yeni rekor kırmaya davet edildi.
17 Haziran UTC 18.16'da başlayan deneme, 24 saat sonra 8,002,530 indirme ile tamamlandı ve 2 Temmuz günü Guiness Dünya Rekorları arasına, çıktıktan sonra bir gün içinde en çok indirilen yazılım olarak Mozilla Firefox 3 eklendi.
Firefox ekibi, rekorla ilgili sayfada bir dünya haritası üzerinde, hangi ülkeden kaç kişinin indirdiği bilgisini yayınlamışlar, bu haritada detaylıca bakınca (gerçekten detaylıca) ilginç bir ayrıntı ile karşılaşmak mümkün... Haritaya göre Kuzey Kore ve Doğu Timor'dan bir kişi bile Firefox indirmemiş.
Elbette Kuzey Kore'nin sınırlı internetini aşan kimi kullanıcıların, bu operasyon sonucu artık başka bir ülkedeki bir bilgisayardan bağlanıyormuş gibi görünen bilgilerle indirmiş olma olasılığı, bu ülkeden insanların Firefox indirdiği, ama dünya rekoru denemesine kayıt yaptırmadıkları gibi olasılıklar mevcut. Ancak bu da işin başka bir acı yanı. Dünyanın internet ulaşan tüm bölgelerinde az ya da çok indirilmiş bir yazılımın, iki ülkede hiç ulaşılamamış gibi görünmesi, devletlerin internet üzerinde uyguladıkları saçma sapan politikalar sonucu tarihe düşülmüş bir başka yanıltıcı kayıt haline geliyor.
Bir süredir ülkemizden de Wordpress internet günlüğü hizmetinden yayınlanan tek bir satır okunmuyor, Youtube video paylaşım servisinden bir tek kare izlenmiyor gibi görünebilir. İleriki yıllarda tarihçiler, zamanın bu anında, bu ülkeden o içeriklere erişilmemesinin nedenini merak edeceklerdir. Belki bir fotoğraf araştırmacısı, neden Erdal Kınacı isminde dünyaca başarılı* bir fotoğrafçının yok yere tutuklandığını anlamaya çalışacaktır.
Ey, o araştırmacılar, bunların nedeni, hukuk sisteminin günün koşullarına uymamasına ek olarak, yargıç ve savcılarımızın kadük kalmış yazılı metinleri uygulama konusunda biraz cesur ya da reformcu davranma şanslarını da sicil, puan ve kariyerleri üzerinde olumsuz sonuçlar doğurması ihtimali yok etmektedir. Malesef bu ülkede yargı sistemi kırmızı alarm halindedir ve ne yazık ki bu ülkede şu anda bulunan siyasi iktidar ve toplumun onu denetlemekle yükümlü kıldığı muhalefet, çocukların ayaklarının uçlarına basarak oynadıkları aldım-verdim oyununu siyasi arenada simüle edip derin devletin kırmızı düğmesine kimin basma hakkı olduğunu tartışmakla meşguldur. Bu saçma sapan durumu ayrıca araştırınız, ama sanmayınız ki biz Youtube ya da Wordpress'e giremiyoruz.
Teknoloji diyalektikten uzak değildir, bir şeyi yasaklamayı sağlayan teknoloji, onun aşılmasını sağlayan teknolojiden bağımsız gelişemez. Nasıl ki, her yeni algoritma kırılarak DVD'ler kopyalanıyor, internete konulan her yasak da, o internet var oldukça aşılıyor.
Biz Türkiyeliler, her türlü içeriğe ulaşmayı beceriyoruz, sadece devletin bundan haberi yok... Tıpkı Doğu Timor ya da Kuzey Kore'de Firefox 3 kullanıldığını bildiğimiz ama görmediğimiz gibi, ya da Nazım Hikmet'in sözleriyle;
"ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında
ne sen bunun farkındasın
ne de polis farkında"
* Erdal Kınacı, çalışmalarıyla National Geographic tarafından 2006 yılında "İnsan" fotoğrafları konusunda en başarılı fotoğrafçı seçilmiştir.
Tags:
Genel
,
Comments:
4
Açık bir veda mektubu
04 July 08, Friday @ 11:58
Yaklaşık üç yıl önce, Ekim 2005'te, bir SMS almıştım. Antep'te tanıştığımız sevgili Erkan Tekman, onu aramamı istiyordu, konuşacağı acil bir konu vardı. Resmi işlemlerin tamamlanması bir buçuk ay falan sürdü yanlış hatırlamıyorsam, ama ertesi gün Pardus projesi ve UEAKE'nin başka bazı projeleri için içerik editörlüğüne başlamıştım.
İsmi ilk duyuşum, kötü bir dağ çiziminin yanına konduruluvermiş bir Tux görüntüsü önünde UluDağ yazısını takiben oldu sanırım. Gerçi uydurmayayım, o sırada henüz Pardus ismi kararlaştırılmamıştı ama, işte... Sonuçta bu projeyi ve onu tasarlayan kişileri ilk duyuşum o andı. Milli Kütüphane, 3. şenlik, UluDağ paneli... Öhöm... Aslında o sırada panele katılmamıştım, ne yalan söyleyeyim. Bir saat falan karışıklığı galiba... ;)
Sonra Antep'te, Arman ve Ümit'le birlikte Akademik Bilişim konferansı sırasında LKD standında dururken stand komşusu olduk projeyle... Zaten bir çok arkadaşım (Meren, Gürer, Çağlar, Onur, Umut...) projede çalışmaya başlamış olduğu için durum eğlenceli bir hal almıştı. LKD'de bir şekilde karşılaşmamayı başardığımız Barış ve benden üç beş dakika önce falan projeye katılan İsmail falan üstüne kaymak yani... Pek bir kaynaştık kaynak olduğum ekip, kafalarındaki fikir ve bu deliliği yaratan Tekman'la... Sonrasında birlikte ne yapabiliriz diye girişiverdik kollar sıvayıp. Acı, tatlı nice anının yanı sıra, Pardus 1.0, Pardus 2007 ve Pardus 2008'i çıkardık hep birlikte... İnanılmaz üç sene, inanılmaz üç ürün. Yani gerçekten, bazen dönüp nasıl çıktıklarına bakıyorum da... Hani Gençlerbirliği'nin UEFA kupasında Blackburn karşısında oynarken, neyse... İnanılmazdı işte...
Dün, bu durumu daha önce yaşayanların tarifine harfiyen uygun olarak, boğazımda tuhaf bir düğümlenme ile dolandım istifamı verdikten sonra. Bundan böyle bir gönüllü katkıcı olacağım Pardus ekosisteminde. Aslında fiilen bir değişiklik olmayacak belki yaşamımda ama sembolik şeylerin anlamı kimi zaman tahmin ettiğimizden ağır oluyormuş işte. Bir süre genel olarak yazılım ekosisteminden uzak duracağım tahminen. Uzun bir tatile ihtiyacım olduğuna karar verdim. Çok tatil gibi de değil aslında, biriktirdiğim o kadar çok okuyacak, izleyecek ve dinleyecek şey var ki, onlarla zaman geçirmeyi istiyorum. Sonra 2009 çalışmaları sırasında geri döneceğim elbette... O güne kadar tüm geliştirici ekibe bensizliğin tadını çıkarmalarını tavsiye ediyorum, kafanızı dinleyin biraz ;)
... ve sizinle çalışmak muhteşem... di demiyorum, çünkü devam edeceğiz... bu yalnızca bir bayrak yarışı, şu elimdekini bir vereyim birine, azıcık soluklanayım yanınızdayım yine...
Kaptanın seyir defterine ek:
Her zamanki gibi Çağlar aynı konuda benden daha önce blog yazıp, herşeyi daha güzel ifade etmiş. Teknik belge yazmaktan bazı devreler yanmış olabilir, tatil süresince kontrol ettirelim.Gerçi, virüs geçirmeyen bir işletim sistemi yazmaktan çıkıp, bunu yazılım ölçeğinde sürdürmeye devam edecek olan biri insan olmasın da, kim duygusal olsun değil mi... Hehehehe... Pardon Çağlar.
Bu arada blogu olmadığı için not etmiş olalım, Çağlar ve ben gibi, sevgili Umut Pulat da, bambaşka bir nedenle, Kanada'ya taşındığı için Tübitak ile olan profesyonel ilişkisine son verdi.
Tags:
Pardus
Özgür bir dergi...
15 May 08, Thursday @ 09:13
Ben ilk kez dergi denen şeyle tahminen 5-6 yaşlarında, hece olayını aşmış ve sözcükleri seçebilir haldeyken tanıştım. Aklımda çok net bir Özal portresi var, çünkü elime aldığım ilk dergi Gırgır'dı, görenler hatırlar, Gırgır'ın fiyatı kapağında Özal para birimiyle hesaplanır, enflasyona bağlı olarak kapaktaki Özal portresi şeklindeki simgelerin sayısı yıllar içinde artar dururdu...
Mizah dergisi tamam, karikatür zaten, ama dergi denen kavramın genel anlamda farklı bir yöntemi, nedeni, anlayışı olduğunu ve onun "bir tür" olduğunu kavramam için liseye başladığımda Express denen muhteşem dergiyle tanışmam gerekti. Lise biteyazarken, "eli kalem tutan" bir topluluk olarak kendi sözümüzü söyleme ihtiyacımız had safhaya ulaşmıştı ve o yıllarda yayına başlamış olan Öküz gibi "bizim kültürün" dergilerinde kendimize yer bulmayı beceremiyorduk. Böylece kendi dergimizi çıkarmaya başladık. Ondan sonrası çok daha net. Türkiye'de yayınlanan yüze yakın derginin öyküsüyle çakışan bir kaç senelik bir dönem...
Yıl 1998. "yahu" dedik, "matbaacıya senet imzalayıp sonra da Kibar Feyzo gibi, senedin günü geldi, senedin günü geldi diye koşuşturacağımıza, neden internetten yayın yapmıyoruz?" dedik. O gün tasarım olarak mantıklı bulduğumuz bir yapıyı taklit eden bir siteyi hayata geçirdik. Bugün, o yapıya blog dendiğini ve aslında arkasında bir program çalıştığını biliyor olmak, elle html kodlarını kopyala, yapıştır, içeriği değiştir kaydet şeklinde geçen saatlere bir tuhaf bakmamı sağlıyor takdir edersiniz ki... Ama bilmemek değil, öğrenmemek ayıp. ;)
Dergi ve İnternet sitesi kavramlarının kişisel tarihimdeki bu tuhaf tanışmalarının ardından, size de daha anlaşılır gelecektir ki, e-dergi, pdf olarak dağıtılan bültenler falan benim için teknoloji ötesiydi "o işler için mac lazım" diyenler vardı... Bugünse her şey ne kadar tuhaf, az önce fırsatını bulup Özgürlükİçin.com 'un yayınladığı e-derginin 2. sayısını okudum. Özellikle Seyit Gönenç Çalıcı'nın, bu sayının editörlüğünden önce bir senelik bir özgür yazılım deneyimi olduğunu anlattığı giriş yazısı bana tüm bunları düşündürdü. İçim bir garip oldu, sonra koyuldum okumaya... Gerçekten dört başı mamur güzel bir dergi hazırlamış topluluk yine... Seyit Gönenç başta, tüm ekibe tebrikler. Gerçekten ilgi çekici yazılar, haberler ve dosyalarla, harika bir tasarımla sunulmuş... Daha nicesi çıkar diye umuyor, tüm topluluğa başarılar diliyorum!
Tags:
Pardus
,
Comments:
1
Flash kapandıkça Gnash büyür mü?
26 March 08, Wednesday @ 13:26
Buradaki (ingilizce) haberde görebileceğiniz gelişme (rss'leri topluca okumak için erteleyince böyle geç de olsa) özetle şudur: Flash videolar DRM kontrollü yayın yapılabilir hale getiriliyor... Özgür bir çeşitlemeye olan ihtiyaç bu durumda daha da acil hale geldi.
Açık kaynak kodlu, özgür bir Flash alternatifi olan Gnash de 5 Mart'ta beta sürümü olarak 0.8.2'yi yayınladı... Haydi Gnash!
Tags:
Pardus
,
Comments:
1
Bayrak yarışı ve güzel haberler
21 March 08, Friday @ 10:27
Pardus projesi ayağa kalktığından beri kimi zaman hüzünlü vedalara sahne oluyor bloglarımız... Yaşamın getirdiği dönemeçlerde bizden "tam zamanlı" anlamıyla savrulup biraz uzağa çekilen, sonra dayanamayıp öteden beriden gene işin ucuna yapışan geliştiricileri selamlıyoruz yılda bir iki kez...
Bu, bir hüzünlü veda yazısı değil. Tüm o yazılardan sonra olup bitenler hakkında birazcık daha somut bilgi verebilmek amacıyla, gidenler nasıl bıraktılar yerlerini hatırlamak için yazılan bir yazı...
Son aylarda, herkes merakla 2008'i beklerken, arada bir dönem oldu ki, biz de 2008'i merakla beklemeye başladık. Kafalarımız karışmış, herkes her işe (kimi zaman yaptığımız gibi) koşmaya başlamıştı. Tabii bu günler kısa sürdü ve herkes birbirinin pozisyonunu sağlamlaştıracak, yapılan işi destekleyecek şekilde toparlanmakta gecikmedi. Yani Scotty ışınladı bizi, ışın kalkanlarını açtık, herkes yerini aldı. Ancak o sırada fark ettik ki, biz vedaları sevmeyiz diye kimi yerleri boş bırakaduralım, proje sürmek için o koltuklarda bir ağırlık istiyor... Ki zaten projenin en sevdiğimiz tarafı, herkes yerini kendi kendine buluverdi.
Bahadır, bir süredir geliştirme sürecinde ortaklık ettiği Gürer'in ayrılışını takiben o görevin tamamını çekip çevirmeye başladı. Olup bitenleri siz de Çomar 2.0'la göreceksiniz... (Eli biraz koda yatkın olanlar geliştirme ağacında hali hazırda görüyordur da...
Gökmen bir süre önce devralmış olduğu Yalı'yı yeni bir ana sürüm hazırlığında baştan aşağı düzenlemeye koyuldu, hızını alamadı qt4 ile yazmaya başladı, ortaya ilginç bir Yalı çıktı. Ağ yöneticisinde de otomatik kablosuz tanıma gibi güzel özellikleri zaten görmüştük. Şimdi hazıra konma Gökmen, ağ yöneticisi daha çok özellik bekler diyoruz, o da acı acı klavye başına çöküyor...
Gökçen, İsmail'in işleyişini pek güzel tasarlayıp yürüttüğü güvenlik bayrağını devraldı. *-kit uygulamaları için entegrasyonlar, KDE geliştiriciliği gibi meziyetlerin doğal sonucu herhalde, kan çekiyor...
Pınar arayüz konusundaki deneyimini yeni tasarımcılarımızdan Gökhan'la birleştirip bir Kaptan yaptı ki, niye sadece bir kere çalıştırdığımızı düşünüp hayıflanıyorum. Pardus'a özel bütün yönetim yazılımlarında Pınar'ın yeni katkılarını göreceğiz 2008'de...
Pardus'un alamet-i farikasının mimarı Umut'un yeni işleri ve yine tasarım ailemize yeni katılan Banu'nun yeni simge setini de 2008'de görebileceğiz...
Fatih, sessiz haliyle hiç çaktırmadan hem xorg ailesinin entegrasyonu hem de ilk günden beri çok hayrını gördüğümüz xorg.py (ve yeni ya da kod adıyla zorg.py) yaklaşımını bir almış, monitörler ve diğer görüntü aygıtları ailesinde ilk çıktığımız günlerdeki gibi, akranlarımızın bir adım önüne zıplayıvereceğiz gibi görünüyor. Yürü be Fatih diyorum tüm kalbimle, gerçekten acaip bir şeyler oluyor ekranlara!
Sevgili Ozan'ın ne yaptığını bir süredir anlayamıyordum, meğer böylesi sinsi bir altyapı, yaşanmadan anlaşılmıyormuş. 2008'de yerel yazıcı desteği konusunda gerçekten çok mutlu dakikalar bizi bekliyor. (Daha önce birisi bana program yazmayıp, arkaplanda otomatik yapılandırma yaptığını söyleseydi ya... Printer takmam gerekeceğini ne bileyim ;) [smilyden anlamayanlara:şaka, şaka..]
...ve tabii görevleri baştan beri çok değişmemiş olan, bu nedenle azıcık tuhaf bir gülümsemeyle aramızda dolaşan diğer sevgili dostlarımız...
Faik, kendi teknolojilerimizin geliştirme süreçlerini yönettiği 'teknik direktörlük' görevine ek olarak gerçekten inanılmaz hızlı çalışan yeni bir PiSi sürümünün verdiği gevrek bir gülüşle kitaplarının arasına gömülüyor molalarda... Çağlar depoları birbirine katıp sonra keyifle piyanosunun başına oturuyor korku filmlerinde şatosunda org çalan şeytanlar gibi... Onur donanımların, videoların, oyunların ve ekran kartların dünyasından pek dışarı çıkamadığı için kendisini göremiyoruz, gören varsa söylesin onu çok özledik, arada kendine de vakit ayırsın...
ve 2008'le ilgili son haber de, yeni sürüm yöneticimiz, asabimiz, amcamız, Dedemiz: Ekin Meroğlu... Kök dosya sistemlerinden, yine övgü dolu incelemelere konu olacağını umduğumuz pırıl pırıl bir sürüme giden yolda bir adım önümüzden geçerek, en amca haliyle hepimizi azarlamaya doyamayacak takım kaptanımız bu kez Ekin...
Ah... Serbülent, unutmadım seni... Serbülent de, deponun sağlıklı işlemesiyle ilgili test süreçlerini yürütüyor. Özgürlükİçin.com camiasındaki gönüllü test ekibimiz ve Serbülent bu süreci iyice rayına oturttuklarında bugüne dek bir iki kişinin telef olması pahasına yürüyen kararlı ve performanslı uygulamalar iddiamız, bir camia tarafından başarıyla sürdürülüyor olacak...
...ve çalar saat mesaiyi haber verir, rüya biter... Hadi, madem herkes biliyor ne yapacağını, koşun, camia sürüm bekler!
hamiş: Bir de GSoC'a kabul edilmiş olmamız var ki... Tadından yenmez... Zaten geçen sene ki muhteşem staj sürecini gölgede bırakacak yeni bir senenin geldiğini düşünerek heyecanlanıyorduk, bir de paralel olarak iki staj programı birden yürütebiliyor olacağız... Mutluyuz, gururluyuz...
Tags:
Pardus
,
Comments:
1
Yeni staj dönemi başlıyor!
13 March 08, Thursday @ 13:26
Geçtiğimiz yaz ayları boyunca Pardus ofisine gelerek, okul müfredatlarındaki zorunlu stajı gerçekleştirirken, projenin de çalışanları olan arkadaşlarımızın katkıları bize büyük bir ivme kazandırmıştı.
Bu yaz da, proje kapılarını yine stajlarını Pardus'ta yapmak isteyen öğrencilere açıyor. İmzalı paket altyapısı, PTSP yönetimi gibi kurumsal ihtiyaçların yanında, internet paylaşımı, ağ yöneticisinden bluetooth, Ad-Hoc vb. desteği sağlanması ya da Açılış Yöneticisine iyileştirmeler, parmak izi okuyucusuyla ya da Akıllı Kart'la giriş yapılmasını sağlamaya yönelik yenilikler gibi bir çok önemli teknolojinin geliştirilmesinde görev alacak stajyer adaylarının yanı sıra, Pardus'la ilgili önerilerin ya da Pardus seçkilerinin paylaşılabildiği iki farklı web arayüzüne yönelik web programcısı adaylarına ve bu sene ilk kez mühendislik alanının dışına çıkarak film yapımcılığı üzerine okuyan iletişim, sinema, tasarım öğrencilerine yönelik Pardus Tanıtım Filmi hazırlamaya yönelik bir çok farklı konuda staj yapma olanağı sunuyoruz.
Ayrıntılı bilgilere http://www.pardus.org.tr/staj adresinden ulaşabilirsiniz... Son başvuru 18 Nisan Cuma mesai bitimi... Çok hızlı bir değerlendirme yaparak takvimi bir an önce hayata geçirmeyi planlıyoruz... Staj sayfasını ve orada önerilen, değerlendirme yazılarını okuyarak başvurularınızı hazırlamanızı tekrar hatırlatırız...
Tags:
Pardus
,
Comments:
0
Bir boykot çağrısı var, dalga dalga yayılan...
20 February 08, Wednesday @ 00:52
Daha önce bilöker'de, boykot işler mi konusunda bilgi/ima karışımı bir yazıyı 2006 Ekim ayında yayınlamıştım. Daha önceki bazı haberlere ve o günün tartışmalarına atıfta bulunarak bir boykot bugün ne denli işlevsel diye sorgulamıştım.
Hem bu bağlamda, hem de alanı dışında gerçekleşen bir boykot kapsamında, bugün de aynı soruyu yinelemek gerekiyor. Bir ufak farkla: Bir politik duruşun varlığı!
ScriptumLibre.org Foundation, TrendMicro için bir boykot çağrısı yayınladı. Kampanyanın temelde hedef aldığı problem, TrendMicro'nun, bugün Pardus'ta ve çoğu GNU/Linux dağıtımında tercih edilen ClamAV programının, Barracuda Networks firması tarafından kullanılma yönteminin, kendi patentlerini ihlal edecek biçimde kullanılmasına karşı bir dava açmış. Davaya karşı tepkisini "Barracuda Networks, Özgür/Açık Kaynak Kodlu yazılımları, TrendMicro'nun patent tehdidine karşı savunuyor" başlığıyla yayınladığı bir basın bildirisinde Özgür Yazılım Vakfı (FSF)'nın hukuki konularda sözcüsü Eben Moglen'in "Patent kavramının yazılım konularında istismar edilmesine karşı, birleşik bir savunma gerçekleştirmemiz gerekiyor. Barracuda Networks gibi firmaların bu konuda özgür yazılım camiasıyla ilişkileri sıkı tutması çok olumlu bir adım ve biz de üzerimize düşeni yapacağız" şeklindeki açıklaması alıntılandı.
FSF, LKD gibi üyesi olduğum, özgür yazılım camiasının çeşitli ölçek ve muhataplar karşısındaki resmi organizasyonları, bu boykot çağrısını destekliyor.
Bence, özgür yazılım camiası içinde TrendMicro gibi bir firmanın ürünlerine yönelik önemli bir tüketici kitlesi olmayacağı için boykot çağrısı, anlamlı bir pratik karşılık bulamayacak.
Öte yandan, politik olarak bir tavır alma gerekliliğine, camianın bu konudaki deneyimsizliği, beceriksizliği ve naifliği göz önüne alınınca, Moglen'in sözleri, TrendMicro'ya karşı bir tavır olmaktan çok öteye hitap ediyor ve tam da bugün edinilmesi gereken bir tavra işaret ediyor.
Tüm özgür yazılım camiası olarak, birbirimizi bu konularda yalnız bırakmayacağımızı, yazılım patentlerinin, yazılım mühendisliği ve bilişim/bilgisayar bilimlerine ilişkin önemli bir saldırı olduğu konusundaki tespitimizin gerektirdiği tavrımızdan geri adım atmayacağımızı göstermemiz gerekiyor.
Bu bağlamda, aslında ekonomik olarak bir yaptırım gücümüz olmayacaksa bile, TrendMicro'ya uğraştığı firmanın tek başına Barracuda Networks ya da ClamAV olmadığını, bütünüyle özgür yazılım camiasını karşısına almayı göze alması gerektiğini göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.
Üstteki görüntüye tıkladığınızda, sizi (henüz doğru düzgün bir yerelleştirme/uluslararasılaştırma yapılamamış olsa da) boykotla ilgili ana buluşma noktasına taşıyacak. Bu sözlere, ilkelere inanıyorsanız bu sanal pankartı taşımak bile bir katkıdır... Özgürlük için...
Tags:
Pardus
,
Comments:
0
Bir 20. yıl kutlaması?
19 February 08, Tuesday @ 00:32
Alexey Pajitnov, Sovyet Bilimler Akademisindeki çalışmaları sırasında, bir Электроника 60 kullanarak bir program yazdı. Yıl 1985.
Sovyet hükümetinin (o dönem ki algıyla halkın olarak da nitelendirilebilir) fikri mülkiyeti dahilinde üretilmiş olan işbu program, bundan tam yirmi yıl önce sovyetler'den batıya ihraç edilen ilk yazılım oldu.
Kısaca ELORG olarak bilinen ( Elektronorgtechnica) Sovyet Yazılım ve Donanım İhraç Bakanlığı tarafından savunulan haklar uluslararası ticareti pek iyi kıvıramayan Sovyetlerce henüz kimseye verilemeden, onu keşfeden İngiliz yazılım firması Andromeda, yazılımı Spectrum HoloByte'a satılıvermiş.
Yıllar sonra Sovyetler'in dağılmasıyla özelleştirilen Elorg, bugün onu ünlü eden Pajitnov'un yönetiminde, yazdığı o efsane yazılımın haklarını yönetmeye devam ediyor.
Bugün haklar ve diğer konularda hangi yöne gitmiş olursa olsun bu yazılım ve firma, tanınmışlığı, yaygınlığı, sınır tanımazlığıyla o yazılım sözcük anlamıyla halkın oldu...
Çoktan tanımışsınızdır: Tetromino Tennis'in kısaltması olarak tanımlanan Тетрис, yani Tetris.
Dünyaya açılalı 20 yıl oldu. Geçtiğimiz gün "acaba sovyetler bilgisayar/yazılım olarak ne kullanıyordu?" diye başlayan bir konuşmanın sonunda edinilen acaip bir bilgi...
Tags:
Genel
Simpleviewer sevenlere Python'ca bir çözüm...
14 February 08, Thursday @ 23:53
Senaryomuz şu: İnternetten erişebildiğimiz bir sunucuda, bir sürü dizine dağılmış büyük hacimli fotoğraflar var. Grafik arayüzü ağdan kendi makinamıza alamayacağımız bir bağlantı hızındayız ve olsa da bu durum başka etkenler gerektirebiliyor (bulunduğumuz yer de, sunucu da her portu kapalı birer güvenlik duvarıyla birbirinden izole vb.) dolayısıyla bu dizinleri birer Simpleviewer galerisine çevirmek için, Airtights Interactive'in önerdiği server-side (sunucu tarafındaki) otomatik çözümlere ihtiyaç duyuyoruz...
Öte yandan, söz konusu çözümler otomatik olmakla birlikte işin yine de anlamlı büyüklükte kısmını bizden istiyorlar ve sunucuda olmayabilecek bazı diller ya da modüller kullanıyorlar...
Böyle bir durumda akla gelen ne olur? Haydi bir python betiğiyle bunu çözelim...
rc4simpleviewer bir otobüs yolculuğunda böyle doğdu. Sevgili Gürersan ve caglar10ur'un yol göstermeleriyle, Ekin ve Onur'un destekleriyle pişti ve ilk programım olarak proje deposunda yerini aldı. Aman aman bir iş yaptığı yok, ama yukardaki senaryo ile karşılaşırsanız ve Python yüklü bir (herhangi bir unix benzeri sistemin güncel sürümünde illa ki Python vardır, Mac dahil bizde bir de imaging modülü -pil gerekli ama o da yaygın) sunucu ile uğraşıyorsanız işinizi görecektir.
Betiği fotoğrafların olduğu dizine koyup çalıştırdığınızda simpleviewer 1.8'i indirip, bize gereken dosyaları çıkarıp, size bir dizi soru yöneltecek. Bu sorulara verdiğiniz yanıtlara uygun biçimde galeriyi oluşturup, fotoğrafları gereken şekilde düzenleyip yerleştirecek ve siz o dizine tarayıcıdan erişmek istediğinizde, Ta-ta! galeriniz hazır...
güle güle kullanın... (Senaryonun asıl sahibiyle İngilizce konuştuğumdan ve bu güzel flash galerisini üreten insanlarla da bu çözümü paylaşmak istediğimden herşey İngilizce, soruların Türkçe kopyaları da olacak ilk fırsatta...)
http://svn.pardus.org.tr/projeler/rc4simpleviewer/
Tags:
Pardus
,
Comments:
1
Pardus: Hayatınızı kolaylaştırır...
04 February 08, Monday @ 22:54
Pardus'un yıllanmış, demlenmiş ustalarından Onur Küçük'le şahsen tanıştıysanız bilirsiniz... Onur sessiz bir insandır. Özellikle pardus-kullanıcıları listesinde harcadığı uzun zamanlar nedeniyle, bu aracı kullanmayı yeğleyenlerin aklına yerleştiğine emin olduğum imzasını motto edinmiş, feyz almaya odaklanmıştır... "Bilgi konuşur, bilge dinler..." Konuşmakta acele etmez sevgili Küçük... ve bazen beni çileden çıkarırcasına susar! Söylemesinin çok anlamlı olduğu konularda da susar! Bunun taze bir örneğini, özgürlükiçin projesi kapsamında değerlendirilebileceğini düşündüğüm bir öneriyi tartışırken yaşadık... Özetleyerek (atarak) alıntılıyorum:
Löker: Malum, hepimizde var, hafif deliyiz... ya da nerd diyelim gavurcadan ödünç terimle... bir işi üç kere yapacaksak, beş kerelik emeği harcayıp da bash/python betiği yazmak, konsol açıverip de işleri otomatikleştirivermek yapmazsak duramadığımız bir eylem... diyorum ki, psp'ye video kodlamak, ipod'a arşiv bindirirken 'yahu nasıl olsa sokakta dinleyeceğim, yerden kazanayım' diye ogg/flac'larımızı 128/variable tekrar kodlamak gibi işler için hepimizin kullandığı farklı çözümler var... Gelin bu güçleri bir yerlerde birleştirelim, birbirimizin çözümlerini, püf noktalarını öğrenelim, paylaşalım...
Onur: Bu arada merge isteğine yazmıştım, gördün mü, mencoder'ın profil desteğini epey geliştirmiş durumdayız...
Löker: Gözümden kaçmış abi, anlatsana şu işin aslını...
Onur: Türker (Sezer) mencoder'da öntanımlı yazıtipi belirlenmediği için altyazıların otomatikman gömülmediğini fark ederek çözüm aramaya başlayınca, bir süredir var olan ama çok kullanışlı olmayan profil desteği de gözüme çarptı. Biraz elden geçirip, günümüzdeki ihtiyaçlara uyarlamaya girişince ortaya şimdiki sonuç çıktı.
mencoder -profile psp -o falanca.mp4 dediğinde video dosyası psp'nin ihtiyaç duyduğu standartlara göre hazırlanıyor. Bu normalde, akılda tutması zor bir seri sayıdan kullanıcıyı kurtaran bir şey. Üstelik mplayer/ffmpeg gibi uygulama/kütüphanelerin sürümleri değişince bu konudaki parametrelerde değişikliker yaşanabiliyor. Kullanıcıya bir profil kullanmayı öğretmek daha doğru ve çağdaş bir çözüm.
Löker: Eh abi, harika bir fikirmiş gerçekten, peki bu gelişmeye kaç profil dahil etmiş olduk biz bugün?
Onur: 29 çeşit video için hazır tanımlarımız var, mencoder -profile help komutuyla tam listeye ulaşılabilir. Burada sözü geçen yüksek kalite vb. ifadelerin karşılıkları da /etc/mencoder.conf dosyasında tutuluyor. Kullanıcılar hata takip sisteminden bu konuda iyileştirme önerisi girerek "falanca video tipini profil olarak eklemek faydalı" dediklerinde pakete ek yapmaya çalışıyorum. Önerilerin mevcut profillerden biraz daha farklı olması, örneğin "mevcut bir profilden sadece basit bir parametre farklı" olmaması, teknik olarak doğru olmasını tercih ediyorum, bu sürecin tamamında da listeyi çok kalabalıklaştırmadan işlevsel tutmaya çalışacağım.
Löker: E peki, çok kişisel bir isteğimiz var, sistem genelinde bir yapılandırma önermek istemiyoruz. Nasıl ekleriz kendi bilgisayarımızda bu alana yeni bir profil?
Onur: Ev dizinindeki .mplayer dizini içinde mencoder.conf dosyası oluşturmak uygun bir çözüm yaratabilir. Örnek dosya olarak /etc/mplayer.conf alınabilir. Buradaki dizim kurallarına göre bakmak gerekli...
Löker: Ah Onur ya, şunları daha sık anlatsan, bu bilgileri daha çok paylaşsak ya...
Onur: :)
hamiş: özgürlükiçin.com adresinde bu tip konularda püf noktaları sadece tarif eden değil, uygulayan çözümleri de paylaşalım önerime olumlu bazı tepkiler geldi, önümüzdeki günlerde bu konuda bazı adımlar atabiliriz... Pardus dediğimiz bir tek 2007, 2008 değil ya...
Tags:
Pardus
,
Comments:
4
Çığ gibi büyüyen tez...
22 January 08, Tuesday @ 23:29
Özgür yazılım modelini sinemaya uyarlamakla ilgili tez yazmaya kalkar, bir de bunu bu konuda dönüm noktası sayılabilecek bir olayın üzerine kurmaya kalkar, sonra da hem Pardus geliştiricisi olarak yaşayıp hem de "asıl mesleğimizi unutmayalım" diye tiyatro yönetmeden duramazsan böyle olur işte...
Ben tezle ilgili kaynakları bir an önce toparlayıp yazmaya girişeyim dedikçe yeni bazı olaylar oluyor, yeni bazı kaynaklar türüyor...
Burada İngilizce olarak okuyabileceğiniz gibi, Kaltura-MediaWiki işbirliğiyle wiki düşünce sistemi (ki özgür yazılım üretme modeli oluyor çok kabaca) kullanılarak katılımcı sinema yapılması için yeni bir araç tasarlandı.
Buyur buradan yak diyorum, heyecanlanamadım bile, bu gidişle ben her yeni atılan adımın peşinde giderken bu tez nasıl yetişecek diye kaygıya kapıldım sadece... Sonra dedim ki,hiç değilse bir not düşeyim, bir hafta geç kalmış olarak da olsa...
Tags:
Sinema
,
Comments:
4
Geliştirici toplantısının ardından...
22 January 08, Tuesday @ 00:02
Bu yıl Gnome dünyasının pek heyecan verici etkinliği Guadec'e de 7-12 Temmuz 2008 tarihleri arasında ev sahipliği yapacağı bilinen Bahçeşehir Üniversitesi, Yazılım Mühendisliği bölümü başkanı Nizamettin Aydın'ın konukseverliğinde bizi de İstanbul'un "bahardan ödünç alınmış" bir Pazar gününde ağırladı...
Nizamettin hoca sağolsun, biraz son dakikada harekete geçmemize rağmen (geliştiricilerimiz Gebze'dense,İstanbul'da merkezi bir adresi tercih edeceklerini belirtince biraz son dakikaya kaldık) hemen bütün evrak işlerini aradan çıkarıverip bize rahatça sığdığımız bir derslik ayarlayıverdi. Bizi bürokrasiye kurban etmeyişi için şahsına ve bu tür toplantılara mekan sağlama konusundaki tutarlılığıyla üniversite misyonunu yerine getirmedeki ısrarı için Bahçeşehir Üniversitesine teşekkür ederiz.
Erkan Tekman'ın Pardus'un marka politikası ve fikri mülkiyetinin temsiline ilişkin genel stratejisine yönelik yaşanan gelişmeleri anlattığı bir sunuşla açılan toplantı, Beltaş'ı işgal ederek yiyecek stoklarını yağmalamamızdan önce Pardus 2008'in getireceği/gerektirdiği altyapı değişikliklerinin tanıtımıyla sürdü.
Çomar 2.0, qt4 ve onu kullanan yeni Yalı neler getiriyor ve nasıl çalışacaklar sunumlarının yanında, tüm özgür yazılım camiasında en yeni-yaygın değişikliklerden *-kit yapılarının bir tanıtımı ve onlardan (Package-Kit, Policy-Kit gibi) nasıl yararlanacağımıza dair önbilgiler aldık...
Öğleden sonra ben ne yazık ki akademik yaşamımın bir bölümünü (yıllık iznin bir bölümünü kullanan köşe yazarı edasıyla) gerçekleştirmek üzere çalışmalarımı sürdürdüğüm Anadolu Üniversitesi'ne doğru yola çıkmak zorunda kalarak asıl eğlenceli bölümü kaçırdım.
Pardus 2008'in depo politikası, 2007'nin desteklenmesine ilişkin strateji taslağı, küresel özgür yazılım camiasıyla daha somut ilişkiler kurmanın yöntemleri vb. önemli konularda serbest tartışma ortamı olarak planlanmış olan bu bölüm, aslında kararların da alındığı ve önümüzdeki günleri şekillendiren bölümdü... Bu konuda hem günlüklerde hem de geliştirme ortamını takip edenler açısından listelerde ve kaynak kod deposunun raporlarına yansıyacak olan hareketlilikte daha çok bilgi bulabileceksiniz.
Pardus'un, geliştirme ortamının ister izleyici ister katılımcı (ki ikincisini daha çok seviyoruz) olarak herkese açık olduğunu bu sayede tekrarlamış olalım. "İş başvurusu yapmanın altın kuralları" üzerine yaptığım ukalalık sayesinde günlüğüme gelen "yeni izleyici" oranları epeyce artmış. Ay sonuna dek başvuruları kabul ettiğimiz pozisyonlara yapılan kabarık başvuruları da düşününce bazen bu konudaki yönlendirmelerin eksik kaldığını düşünmeden edemiyorum.
Pardus, stajyer ya da eleman alımı duyurusu yaptığında yıllardır Pardus kullandığını yazarak söze başlayan arkadaşları, açık bir pozisyonumuz olmadan da aramızda görmek isteriz. Pardus Genel Kamu Lisansı (GPL) doğrultusunda zaten "kendi malınız" istediğimiz gönüllü katkı, aslında kendi yaşamınıza yönelik yapmanıza yardımcı olmak istediğimiz bir yatırımdan ibarettir. Hani "bu anlatılanın, senin hikayen olması" gibi...
hamiş: Sonradan gelen düzenlemeyle Guadec tarihini Haziran'dan Temmuz'a düzelttim, sağolsun serdar dalgıç ve bir cümle düşüklüğüne yaptığım acil müdahaleyle anlamı yaşatmayı başardım, sağolsun didem kamoy...
Tags:
Pardus
,
Comments:
0
İş başvurusu yapmak üzerine tavsiyeler...
06 January 08, Sunday @ 20:44
Aslında sanırım çok da haddim değil böyle konularda tavsiye vermek. Gerçi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler adlı
bölümde ziyan ettiğim üç sene boyunca, bölümün ana konusu bugünün deyimiyle İnsan Kaynakları olduğu için hepten habersiz değilim bu işin nasıl tasarlandığına dair... Ötesinde sevgili ablam da on yıldır insan kaynakları uzmanı olarak çalıştığı için az çok bu iş farklı sektörlerde nasıl yaşanır onu da uzaktan izlemişliğim var... Yine de, araştırmalara, objektif bazı verilere falan dayanmayan, çokça kişisel yorumlar olarak ele alınmalı bu ukalalığım...
Ablama danışıp da "plazavari" işyerleri bu konularda neler düşünür sormayı pek akıl etmeden giriştim bu girdiyi eklemeye, ama bu konularda çok farklı düşünmediğimizi, onu tanıdığım kadarıyla tahmin ediyorum diyelim.
Aksi belirtilmedikçe, özgeçmişinize fotoğraf koymak gibi saçma sapan bir harekette bulunmayın. Özellikle bunu isteyen firmalar, sizi "stand elemanı, aktör/aktris, manken vb." gibi özel bir pozisyona çağıran ilan yayınlamamışsa da, o firmaya başvurmayın. Tipin önemli olmadığı bir alanda çalışacak insanların buna göre seçilmesine onay vermeyin.
Tip hangi durumlada sorun olabilir? Yüzünüzde bir yanık olması, her yanınızın sivilcelerle kaplı olması gibi bence hiç sorun olmayan ama belki bir bankanın, hava yolunun müşterilerle muhatap edeceği insanlarda tercih etmeyeceği bazı durumları belirlemesi için mantıklı olduğunu düşünelim. Ancak Pardus'a sistem yöneticisi aradığımızı duyurduğumuzda, ne yapalım biz sizin vesikalık fotoğrafınızı değil mi? Kabul edilirseniz, sigorta işlemlerinde, kimlik kartınızda ya da başka alanlarda gerekli görülen fotoğraflar sizden ayrıca istenecektir zaten...
Ayrıca belirtilmeyen durumlarda İngilizce özgeçmiş göndermeyin. Türkçe ilan yayınlayan ve karar mekanizmalarında Türkçe konuşmadığı var sayılabilecek insanlar olmayan kurumlarda bu size gülünmesine yol açacaktır. Hani yurt dışında kurulu olup, Türkiye'de de faaliyet gösteren bir firmaya başvururken, karar verecekler arasında Türkçe bilmeyen insanlar olabileceğini düşünerek böyle bir incelik göstermeniz hoş olabilir. Ancak, örneğin, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kamu kurumuna başvururken bu çok anlamsız olur.
Kariyer konusunda ücretli/ücretsiz danışmanlık veren firmaların tuzaklarına kanarak bildiğinizi iddia ettiğiniz konularda kendinize puan vermeyin. Ne demektir ki html bilgisi 5/7 olmak mesela? O 7 barem neye göre bölümleniyor ve siz hangi 2/7 bölümünü bilmiyorsunuz html programlama yapmanın mesela?
Bunun yerine şöyle bilgi vermenizi önerebilirim: Size bir görev verildiğinde o görevi kimseye gereğinden fazla ekşimeden, mevcut bilginizle ya da İnternet'te ya da basılı kaynaklarda yapacağınız araştırmalar sayesinde kendi kendinize yapabileceğinizi bildiğiniz konuları bildiğinizi yazın. Bunu nereden anlarsınız diye bakacak olursak, önceki projelerinize bakın... Eğitiminiz devam ederken ders konusu olarak da olsa, bir programlama diliyle gerçekleştirdiğiniz özgün bir projenin çalıştığına tanıklık ettiyseniz o programlama dilini bildiğinizi söyleyebilirsiniz. Eğer o alanda uzman olduğunuzu iddia ederseniz ve başvurduğunuz şirket teknoloji alanında çalışıyorsa isminizi Google'a yazdıklarında karşılarına tesadüfen eşleşen şair isim ve soyisimleri yüzünden antolojiler, sizin çalışmalarınızdan daha önce geliyorsa, sizi olsa olsa çay uzmanı olarak işe almayı tercih edeceklerini unutmayın.
Hobilerinizden bahsetmek gibi bir tercihiniz varsa, hobiniz bile olsa o alanda yaptığınız bir işten bahsedin. "Boş zamanlarımda" sözcüğü içeren niyet mektuplarının lise kompozisyonlarını hatırlattığı gerçeğini unutmayın. Amatör olarak (hobiniz olarak) fotoğraf çekmekten hoşlanıyorsanız ve bu fotoğrafları belirli yerlerde paylaşmışsanız (flickr, picasa, deviantart, trekearth, kişisel günlüğünüz vb.) "Fotoğraf alanında yaptığım amatör çalışmalarla ilgili bilgi, falanca siteden edinilebilir" bilgisini vermek, günümüz teknolojilerine uyumunuz, kendinizi geliştirmeye harcadığınız emek gibi konularda kalp fethetmenize yol açacakken; "boş zamanlarımda fotoğraf çekerim" sözcüğüyle araya sıkıştırılmış bir cümle, daha çok yeğeninizin doğum gününde fotoğraf makinasının size ihale edildiği gerçeğiyle bizleri başbaşa bırakmaktır...
Özgeçmişinizin biçimine önem verin. Sade, kolay okunan, hangi bilginin nerede yer aldığını anlamak için zaman harcatmayan bir özgeçmiş her insan kaynakları çalışanının rüyasıdır. Hangi okulu bitirdiğiniz bilgisine ulaşmak için bütün özgeçmişinizi iki kere gözüyle tarayan bir İK çalışanı için artık iyi bir aday olmazsınız.
Galatasaray, ST. Joseph, TED Ankara gibi mezunlarının birbirlerine fetişe yakın duygular içerdiği acaip bir okuldan mezun olmadıysanız ve fakat bir üniversiteden mezun olduysanız kalkıp da oraya hangi liseden mezun olduğunuzu yazarak zaman kaybetmeyin. Eğer öyle afilli bir lisenin mezunuysanız da bence yazmayın, başvurduğunuz yerde çalıştığını bildiğiniz bir abi/ablanıza mesaj atmakla yetinin. Lisede herkes çocuktur. Türkiye liseleri arasında insan seçmeye yönelik bir kalite farkı olduğunu düşünen iyimserlere aldanmayın. Eğer yalnızca liseden mezunsanız tabii yazın hangi liseden mezun olduğunuzu, bu şu anlama gelir: Lise mezunuyum. Yaşamımda bir üniversiteden mezun olmamış ve bana kelime anlamıyla hocalık etmiş insan sayısını düşününce diyorum ki, bu iyi bir şey bile olabilir. Memleketin üniversitesinden de ayrıca hayır mı gördük ki? Ama bu durumu bilmek ister İK çalışanları. Net bilgi de faydalıdır.
Başvurmayı planladığınız kurum size bu konuda belirli bir biçim önerdiyse (lütfen başvurunuzu falanca adresine, konu satırında mercimek yazan bir e-posta ile ve pdf formatında yapın gibi) konu bölümünde "iş başvurusu" yazan bir mesaja cv.doc diye bir dosya göndermeyin. Unutmayın ki, özgeçmişini gönderen tek insan değilsiniz ve gönderdiğiniz özgeçmiş diğerleriyle birlikte bir dizine kaydedilecek. İK çalışanı vatandaşlarımız isminizi hatırlayıp cv.doc dosyasını kaydetmeye çalışırken isminizi dosya isminin yanına eklemeye uğraşınca size inceden bir hal hatır sorma duygusu yaşarlar ve tahminen dosya isminin başına, sizin gibi arkadaşları ifade eden özel bir simge eklerler. Ben örneğin böyle bir dosya göndermem gerekse, verilen referans ve ismimi kullanır, öyle bir dosya gönderirdim. mercimek_koray_loker.pdf gibi...
Tercih ettiğim ve başarılı örneklerde gördüğüm bir başlık dizilimini de ipucu olarak ekleyeyim;
Okunaklı ama sade biçimde isminiz
Eğitim durumunuz
Askerlikle ilişkiniz (bu bence istenmesi çok doğru ve adil bir bilgi değil ama işe yarayan her ipucu, ipucudur...)
İş deneyimleriniz
Başvurduğunuz alanda faydalı becerileriniz (bize başvursanız programlama dilleri, deneyimli olunan sistemlerin bir listesi vb.)
Bildiğiniz dillerin bir listesi
Eklemek istediğiniz kişisel bilgiler (hobileriniden mi bahsetmek istiyordunuz? Ya da topluma yararlı bir STK gönüllüsü müsünüz? Belirli alanlarda dereceler kazanmış bir sporcu yanınızı vurgulamaktan hoşlanıyor musunuz?)
İletişim bilgileriniz (adres ve telefonunuz az yer kaplamıyor, en başa onları koyarsanız, ne iş yapan bir insan olduğunuza daha az önem veriyorsunuz anlamına gelir. Oysa ki nerede oturduğunuz ve e-posta adresiniz, yaptığınız işten daha kolay ve sık değişir...)
Benim 50YKr'um... Bu konuda kim ne yapıyor diye merak edenlere, fikir soranlara... İşe yarıyor mu derseniz, son on yıldır çalıştığım her iş bana bir şeyler kazandıran ve ayrılırken ağlaşarak ayrıldığım birbirinden güzel yerlerdi. Hala da ayrılma günüm geldiğinde gözyaşlarıyla terk etmem gerekecek harika bir işte çalışıyorum. Bunun ne kadar katkısı vardır bilmiyorum, ama olduğu kadar diyelim... Bir katkısı olmuyorsa zaten kazanacak ya da kaybedecek bir şeyiniz de yoktur... Ama Calvin'in de dönem ödevi sunarken dediği gibi, doğru bir sunum başarının yarısıdır ;)
Tags:
Genel
Pardus
,
Comments:
9
Aşkla geliyoruz...
03 January 08, Thursday @ 15:47
Geliştirici listesini okuyanların takip edebileceği gibi 2008 süreci ivmelenmeye başladı... Pek yakında tüm Pardus katkıcılarıyla birlikte yapacağımız yol haritası toplantısı için gerekli altyapı hazırlanmış olacak... İşte o güne doğru son hız giden çalışmaların bir ayağı da böyle bir kareye sığdı, ama olup bitenler öyle bir kareyle anlatılabilecek gibi değil... Bekleyin bizi... Aşkla geliyoruz...

Foto: Gökmen, Geyik: Löker
Tags:
Pardus
,
Comments:
3
Kedicik hazır, ya siz?
19 November 07, Monday @ 10:25
Geceleri pardusman kıyafetimi giyerek harekete geçmediğim zamanlarda, normal bir insan gibi görünmek için yaptığım işler arasında sinemayla köşesinden kesişen kimi işler oluyor. Arada bu blogda da konusu geçiyor. Bunların bir uzantısı olarak geçtiğimiz hafta 13. Avrupa Filmleri Gezici Festivali'ne katılmak için Kars'taydım. Bir çok farklı güzel anının yanı sıra belediye başkanıyla Pardus üzerine konuşma fırsatını da kaçırmadım. Ancak böyle görüşmelerin sonuçları ağır pişer, Pardus'a ilişkin güçlü anektod tabii bu görüşmeden hop diye çıkamadı...
Daha güzeli, bir gün otel lobisinde kucağımda dizüstü bilgisayarımla çalıştığım sırada yaşandı. Kaçırmadan okumaya çalıştığım ve fırsat buldukça katkıda bulunmaktan da inanılmaz keyif aldığım Altyazı dergisi ekibi de festivali takip ediyordu. Lobide aynı oturma bölümüne toplanmış bir yandan kahvelerimizi içerek laklak yapıp öte yandan işimize gücümüze bakıyorduk. Bu sırada bana uzak tarafta yaşanan kimi konuşmalara kulak misafiri oldum. Gerçekten içinden çıkılamaz korkunç bir soruna müdahale etmesi için Pardusman'ı çağırmak zorundaydım.
Yapılan bir ropörtaj sırasında çekilen 2-3 kare fotoğrafın seçilip baskıya hazırlanması gerekiyor ancak fotoğraf makinasının RAW (ham) biçimi bilgisayarlarında yüklü olan model ismi CS1 olan bir yazılım tarafından algılanamıyordu. Daha kötüsü fotoğrafları aktarmalarını sağlayan kart okuyucunun sürücü CD'si yanlarında olmadığı için CS2 olan ve bu RAW'ları JPG ya da TIFF'e dönüştürmesi mümkün olan bir bilgisayara fotoğrafların yüklenmesi de söz konusu değildi.
Gömleğimi usulca çıkarıp Pardus tshirtüyle yanlarına yaklaştım (yok artık.. tamam şaka) ve "alayım o kartı" dedim... yukardaki sorunları tekrar etmeye başladılar, sözlerini kestim "alayım o kartı" dedim.. aldım, taktım, bütün fotoğrafları kopyaladım. ekranı dolduracak şekilde önizleme görüntülerini yaydım. Yanlarına ışık bilgilerini, histogram eğrilerini falan açıp sorunlu olan var mı diye kontrol ettim. Bir iki temel düzeltmeyi yapıp ham kopyalarıyla birlikte JPG'ye çevirip hepsini birden karta tekrar yazıp verdim.
"Abi o nedir, ne kullanıyorsun sen?"
"Pardus... :) Denemek ister misiniz?"
"Sürücü falan gerekmiyor mu?"
"Yahu bırak, ne sürücüsü, standart bir usb kart okuyucu bu, nasıl çalıştığı, ne işlem yaptığı belli. Yıl 2007, bu saatte bu kadar standart bir protokol için CD mi taşınır, asıl siz nasıl bir sistem kullanıyorsunuz yazık size..."
Tadında hava atarak tamamladığım konuşma sonucu hem pek sevdiğim dergiye ufak bir yardımım dokunmuş hem de Pardus'un gücünü bir kere daha ispatlama şansım doğmuştu... Ve gördük ki, Pardus için "peki falanca yapılabiliyor mu" diye sorguya çekilme ve kimi sorulara kem küm diye hayır deme dönemi geride kalmış... Pardus çoktan hazır... Ya siz?
Tags:
Pardus
,
Comments:
4
Pardus 2007.3 Beta for "Gürer-San"
11 November 07, Sunday @ 14:40
The beta version of the last update release of Pardus 2007 is ready... We dedicate 2007.3 Beta to Gürer Özen who was one
of the oldest developer working in Tubitak since last month. Gürer-San decided to kick-off his plans to conqueror the world
and he's so busy with the invasion plans. 
"Pardus 2007.3 beta" and "Pardus 2007.3 live beta" versions present
a massive update and package additions to the version
2007.2 Caracal caracal version released on July, 11. In order to
download live or installable versions incorporating many
features including KDE 3.5.8, OpenOffice, k3b, Xorg, please click on
the following links:
Check out ftp servers for ISO's
ftp://ftp.pardus.org.tr/pub/pardus/kurulan/2007.3-Beta/
ftp://ftp.pardus.org.tr/pub/pardus/calisan/2007.3-Beta/
Please remember that this is a beta version which may be buggy or
unstable. So please inform us if you see any problems...
You can mail us or use bugzilla @ http://bugs.pardus.org.tr
Tags:
InEnglish
,
Comments:
1
Grev bulutları*
28 July 07, Saturday @ 12:56
Türk Hava Yolları'nda çalışan işçilerin örgütlü olduğu Hava-İş kısa isimli Türkiye Sivil Havacılık Sendikası grev kararı almış durumda. Gazetelerde taleplerinin doğru yansıtılmadığını, yolcuların güvenliğini gözeten taleplerinin göz ardı edilerek sadece sendika üyelerinin çalışma koşulu ve maddi talepleri söz konusu gösterildiğini düşünen sendika yetkilileri bugün ana akım medyanın bir çok gazetesinde ilanlar yayınlamışlar.
Çok yakın zamana dek askeri kökenli pilotlarla ekibini büyüten ve dünyanın en disiplinli uçan ekibine sahip olduğu söylenen THY'nin beyaz gömlekli emekçilerinin kuşkusuz örgütlenme yeteneği çok daha az, grev kırıcılarla iş olanaklarına saldırılan işçilerden çok daha fazla güçleri var. Ancak bu durum taleplerini tarafsız biçimde halka ulaştırmalarını sağlamıyor. Görülen o ki...
Her an siyasi manevralarla grev hakları engellenebilecek olan insanların, neden grev kararı almak zorunda kaldıklarını ve hangi taleplerle bu mücadeleyi sürdürdüğünü bir de onlardan dinleyin: http://www.havais.org.tr/
* Bu başlık geçenlerde bir gazete ya da televizyonda görüp gülümsediğim bir başlıktı, kaynağını ne yazık ki hatırlayamadım.
Tags:
Genel
118 result(s) in 6 page(s)
Previous Page
-
1 /
6 -
Next Page